|
Yazının birinci bölümünde, İstanbul’a sıkışmış ve bir mucize bile beklemeyen cepe kaçkını Osmanlı paşalarının ve Osmanlı Ailesinin çaresizliğini anlatmıştık. Tam bu sırada İngilizlerin ikinci planlarını, yani ortağı Rusyayı nasıl kazıklamak istediğini anlattık. Bu plana göre Osmanlı topraklarında bulunan Rus ordusunu, Lenin’in hiçbir karşılık talep etmeden nasıl geri çekildiğini anlattık.
Ekrem Cemil Paşanın hatıralarında anlattığına göre, Hicaz Kuvvetler Komutanlığına atanan Mustafa Kemal ile 1918 sonlarında Halepte bir otelin lobisinde karşılaşıyor. Mustafa Kemali Licedeki görevinden beri tanıdığını söylüyor. Mustafa Kemal görev yerini terk ederek İstanbula dönüyor. Çok güzel şeylerin olacağını söyleyerek, Ekrem Cemil Paşanın da kendisiyle İstanbul’a gelmesini istiyor. Trenle Adanaya kadar birlikte geliyorlar. Burada Ekrem Cemil Paşa, Mustafa Kemal’den ayrılarak Diyarbakır’daki ailesinin yanına gidiyor. Mustafa Kemal de İstanbul’a doğru yoluna devam ediyor.
Mustafa Kemal de cepeyi terk ediyor ve İstanbula sığmayan paşaların arasına katılıyor. Ancak Mustafa Kemal, Enver Paşanın en önemli istihbaratçısı olduğu için, sarayla yakın ilişkisini sürdürmeyi biliyor. Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’in kızı Prenses Sabiha’ya da zilzurna aşıktır. Bütün rüyası Enver Paşa gibi saraya damat olmaktır. Bunun için Mustafa Kemalin yapmayacağı yoktur. Ayrıca Vahdetinin Almanya gezisine, onun yaveri olarak katılmayı başarmış ve bu gezide Vahdetinin gözüne girmeyi başarmıştır. Zaten Teşkilatı Mahsusiyenin yetiştirdiği bir insan olarak bu konularda çok becerikli olduğu biliniyordu.
İngilizler sadece Musul’da kendilerine karşı direnen Kürdlerden rahatsız değildi. Urfa, Antep ve Maraş’ta da Fransızlara karşı başarılı olan Kürdler de İngilizleri rahatsız ediyordu. En çok da İstanbulun burnunun dibinde, Sivasta Alişer önderliğnde Kürdlerin, Osmanlı yönetimine son verip, kendi yönetimlerini oluşturması, İngilizlerin ikinci planını zorlaştırıyordu. Musul tecrübesi ve daha sonra urfa, Antep ve Maraş tecrübeleri, İngilizler tek başına Kürdlerle karşılaşmak istemiyorlardı. Bunun için de bir İngiliz Oyunu gerekiyordu.
Tam bu sırada Sultan Vahdettin ile anlaşarak Mustafa Kemal başkanlığında bir heyeti, Sivasa göndermeye karar veriyorlar. Vahdettin sattığı bir at çiftliğinde elde ettiği altınları da bu heyete harçlık olarak veriyor. Bu sıradan bir harçlık değil, tam 25 bin altın. Yani 280 kg. Bugünkü parasal değeri 5 milyon dolar. Harçlığın azametine baktığımızda, bunların önemli bir görev için Sivasa gönderildikleri kesin.
Aslında Mustafa Kemal başkanlığında 49 subaydan oluşan ve sarayın resmi gemisi Bandırma ile yola çıkmaları bile görevin çok önemli olduğunu gösteriyor. Mustafa Kemalin Erzurum ve Sivas kongrelerini yaptığı söyleniyor. Peki neyin, hangi kuruluşun kongresi? kongre delegeleri kimlerden oluşuyordu. Trakya, Ege, Akdeniz ve Karadeniz delegeleri kimlerdi? Elbette ki bu sorular cevapsızdır. Mustafa Kemal Erzurumda kürd ileri gelenleriyle görüştü. Sivasta da Kürd ve Alevi ileri gelenleriyle görüştü. Ortada bir kongre yoktur. Eğilim yoklamasından sonra, kendisinin de Osmanlıya karşı olduğunu söyledi ve bu toplantılara katılanların önemli bir kesiminin desteğini aldı. Yaptığı ilk iş, Sivasta dağılan Osmanlı birliklerini toparlayarak Alişer ve arkadaşlarına yani Kürdlere karşı katliam uyguladı. Sivası yeniden kurtardı. İşte bu harçlığı da bu iş için kullanması gerekiyordu.
Bu sıralarda işgal altında olduğu iddia edilen İstanbulda, 14 Ekim 1918 İzzet Paşa, Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa, Ali Rıza Paşa ve Tevfik Paşa başkanlığında tam yedi hükümet kuruluyor. Kimisi 15 gün, kimisi 25 gün dayanabiliyor. Daha önce de belirtmiştik, İstanbul artık dikiş tutmuyordu. Sonunda 17 Kasım 1922’de Sultan Vahdettin İstanbulu terk etti. Ankara-İstanbul ayrı çalışmıyordu. Ayrıca işgal altında olduğu iddia edilen İstanbulda, Suriye cepesinde esir alınan, İngiliz General Townshend Büyükadada esir olarak yaşıyordu. Yoksa İstanbul İngilizlerin işgalinde, Büyükada özgür müydü?
İstanbulda artık saltanat yoktu. Ama Lozan görüşmeleri devam ediyordu. Ankara Hükümeti nasıl bir yönetim oluşturacağının şaşkınlığı içerisindeydi. Lozan görüşmelerinde Ankara heyeti, Almanlarla birlikte kayıp edenlerin cepesindeydi. Almanya büyük savaş tazminatlarına mahkum edilirken Ankara heyeti de Osmanlı topraklarının önemli bir bölümünü savaş galiplerine vermeyi kabul etmişti. Hatta Musul vilayeti Lozan anlaşmalarına göre Ankaraya bırakılmasına rağmen, Ankara’nın temsilcisi İnönü burayı da İngiliz temsilcisi Lord Curzon’a hediye etmiştir. Şimdiki Irak sınırı, bilahare 1925’te Londra ve Ankara arasında yapılan bir sözleşme ile belirlenmiştir. Her ne kadar Lozan Anlaşması bir başarı gibi sunulsa da, büyük bir hezimettir. Osmanlı hiçbir antlaşma ile bu kadar toprağı birden kayıp etmemiştir.
Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra, Ankara Hükümeti de, yeni yönetimin adının da Cumhuriyet olduğunu 23 Nisan 1920’de ilan etti. Mustafa Kemal Cumhuriyeti ilan edinceye kadar, Ankara Hükümetinin, Anadolu’da yaşayan bütün insanların hükümeti olduğunu söylüyordu. Zaten o zamana kadar, cumhuriyetin kimin cumhuriyeti olacağına karar bile veremiyorlardı. Sonunda karar alındı, yeni yönetimin adı Türkiye Cumhuriyeti oldu. Hemen arkasında yeni bir anayasa hazırlandı. 1924 Anayasasında sadece Türkler vardı. O güne kadar Anadolu’daki Türkmenlere karşı acımasız katliamlar uygulayan Osmanlı paşaları, şimdi de Türkmenler için bir cumhuriyet kurmuşlardır. Bu durum başlı başına bir çelişkidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyetini kuran Osmanlı Paşalarının hiç biri Türkçe bilmiyordu. Hepsi Osmanlıca (Peş tunca) konuşuyorlardı. Anadolu da Türkmenlerin sayısı hem çok az ve hem de Türkmen olmak bir suçtu.
İşte bu bile başlı başına bir travma dır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Anadolu nüfusunun %43 gayri müslümdü. Karadenizli Pontus Rumlarının hiçbiri Türkçe bilmiyordu. Çok azı Osmanlıca konuşuyordu. Bugün Orta Asya dan gelmiş safkan Türk olduğunu iddia eden, Karadenizlilerin durumu Travma değil de nedir? Katliamdan arta kalan bazı Ermeniler Abdullah Gül, Devlet Bahçeli, Mehmet Ağar, Mesut Yılmaz, Recai Kutan, Abdurahman Dilipak ve bilinen daha bir çoğu, bugün Türk ırkçılığını yapmaya kalkışmaları, travma değil de nedir? Ahmet Necdet sezer, Deniz Baykal, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullatif Şener, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay gibi daha bir çok Çerkez’in, Türk ırkçılığı yapması travma değil de nedir? Hiç biri Türk olmayan generallerin içinde bulundukları durumu travma saymıyorsunuz. Gürcü kökenli Başbakan Erdoğan’ın Türk ırkçılığı yapması travma değil de nedir?
Evet Cumhuriyetin ilanı bile travma tik bir durumdu. Çünkü hiç biri Türk olmayan Osmanlı paşaları, Türkiye Cumhuriyetini kuruyorlardı. Bunu nedeni ise 1789 Fransız devrimi ile birlikte Avrupa’da Ulusal düşünce hızla gelişti. Avrupalı halklar kendi ulusal devletlerini kuruyorlardı. Balkanlar da halklar kendi ulusal devletlerini kurmak için, yüzlerce yıllık Osmanlı egemenliğine son veriyorlardı. Osmanlı yöneticileri, İstanbul’a sıkışmış nereye ait olduklarını bilmiyorlardı. Çünkü bunların tamamı Osmanlı köle pazarından satın alınmış kimsesiz çocuklardan oluşuyorlardı. Osmanlı ailesi bile kendi kendisine ulusal bir zemin bulmakta zorlanıyordu. Kısacası Osmanlı II- Mahmut ile başlayan büyük bir travmayı yaşıyordu. Böylece de işgal ettiği topraklarda, ulusal talepler karşısında sıkışıyor ve kayıp ediyordu. Osmanlının yaşadığı bu travma sonunda, Türk olmayan Osmanlı Paşaları; Osmanlıya karşı son bir kazan kaldırıp, Türkiye Cumhuriyetini kurdular.
1924 Anayasasıyla, Anadolu da yaşayan herkes Türk, Müslüman ve Hanefi kabul edildi. Bunun dışında her şey yasaklandı. Mesela 1 Kasım 1928’de çıkarılan bir yasayla Arap alfabesi yasaklandı. Bu yasağın adında devrim koydular. Arkasında kılık kıyafet ile ilgili yasak ı getirilen yasa.
Efendim Arap alfabesi çok zormuş, bu nedenle Osmanlı da okuma oranı düşük ve geri kalmış. Eğer alfabesinden dolayı geri kalması gerekiyorsa, Japonya dünyanın, ikinci zor alfabesini kullanıyor. Kemalist yasaklar, topluma Kemalist devrimler olarak sunuldu. Bu da toplumda büyük travmalar yaratmıştır. Kürdlerin gözünün içine bakarak, Türkiye de Kürd yoktur, onlar dağlı Türklerdir. Travma tik beyinlerin sözleri değil de nedir?
Ermeni kökenli Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Gürcü kökenli Başbakan Erdoğan, Elhamdürrillah Türküm Müslüman diyorsa, bu travma değil de nedir?
Yönetimin adının Cumhuriyet olması önemli değil, önemli olan toplumun nasıl yönetildiğidir. Mayıs ayının başında İngiltereyi yöneten Kraliçe Ankarayı ziyaret etti. Yine Mayıs ayı içerisinde Cumhur Abdullah Gül ile Cumhuriye hayrinnisa Gül hanımefendi birlikte Japonya yı ziyaret ettiler. Japonya da misafirleri İmparator Akihito ve İmparotice Miciko karşıladılar. Japonya, İngiltere ve Türkiye hiç düşündünüz mü bu üç devletin ne ile ve nasıl yönetildiğini? Ne olacak Osmanlı soyundan birisi İmparator Akihitoyu ziyaret etseydi, anadoluda yaşayan bir insan için ne değişirdi? Osamnlıdan günümüze hiçbir değişiklik olmadığı için yazımızın başlığını Osmanlı Cumhuriyeti koyduk.
Evet Osmanlının son yüzyılı ve Cumhuriyetin getirdiği yasaklar toplumda tedavisi zor travmalar oluşturmuştur. Maçlara, bayraklı yürüyüşlere ve sokaktaki kavgalara baktığımızda travmatik toplumun davranışlarıdır. Bundan Kemalizmin günahı büyüktür.
Temmuz 2008
|