|
Kamuoyunda konuşulan ve anlatılan, fakat gerçekle alakası olmayan birkaç konunun altını çizerek asıl konuya geçmekte fayda görüyorum. Öncelikle; Osmanlı Türk değil, Afgancanın darice şivesini konuşan Afgan bir ailedir. Osmanlı hiçbir zaman şeriat yönetimini benimsemedi. Halife ve Şeyhülislamlık kurumları din adına değil, padişah adına fetva veriyorlardı. İlk Osmanlı padişahı Osman Gazi’nin dışında bütün padişah anaları, Avrupalı bir hristiyandı. Ayrıca saray yönetimi Hıristiyanlardan oluşuyordu. Osmanlılar Türkmenleri hiç sevmedikleri gibi, onlardan nefret ederlerdi. Her milletten Osmanlı yöneticisi ve paşası olmuş ama, hiçbir zaman bir Türkmen olmamış. Osmanlı asla bir millet olduğunu iddia etmemiş, kendisini sadece bir aile olarak görmüş. Bunun dışında Osmanlı ile ilgili söylenenler birer iftiradan ibarettir.
1683 yılında Viyana yenilgisinden sonra, Osmanlı Avrupa’daki talan alanlarından çekilmeye başlamış. Balkanlardaki halklar birer birer bağımsızlıklarını ilan etmiş ve milli devletlerini kurmuşlardır. Bu yenilgilerin sebebi ise yeniçeri ocağı olarak gösterilmiş. 1825 yılında Yunanistan’ın da bağımsızlığını ilan etmesiyle, 1926’da II. Mahmut döneminde yeniçeri ocağı kaldırıldı. Bilindiği gibi, yeniçeri ocağı, Osmanlı köle pazarlarında satın alınan çocuklardan oluşan ve bütün ihtiyaçları Osmanlı tarafından karşılanan yetim çocuklardan oluşuyordu. Bunlar arasında Osmanlıya sadakatli olanlar paşa ve yönetici oluyordu.
Yeniçeri ocağı bir padişah fermanıyla fes edilmedi. 1808’de Nizamı Cedit’in yerine kurulan, Sekbanı Cedit ordusuna yeniçeriler; kendilerine rakip gördükleri için saldırıyor ve büyük bir kesimini kılıçtan geçiriyor. Sekbanı Cedit ortadan yok oluyor. II. Mahmut 1826 yılında halkı kışkırtarak, yeniçerilere halk saldırıyor. Yeniçerilerin tamamı kılıçtan geçiriliyor. Yıllarca Osmanlıya hizmet etmiş, talanlarla Osmanlıyı ihya etmiş, yeniçeri ocağına karşı işlenen bu katliama “Vakayı Hayriye” adı verilmiştir. II. Mahmut, yeniçeri ocağının yerine “Eşkinci Ocağı”nı kurdu. Kendi ordusuna karşı bu kadar acımasız olan Osmanlıya kimse asker olmak istemiyordu. Artık Osmanlıya asker olmak cazibesini kaybetmişti. Bu nedenle Eşkinci Ocağına asker bulunamıyordu. Osmanlı hristiyan topraklarının çoğunu kayıp etmişti. Öyleyse daha İslami çağrışımı olan yeni bir ordu kurulmalıydı. Böylece de 1843 yılında “Asakiri Mansureyi Muhammediye”yi kurdu. Bu isim Müslümanların hoşuna gitti. Müslüman çocuklar Asakiri Mansureyi Muhammediye ordusunda görev almaya başladı. Osmanlının yeni ordusu Asakiri Mansureyi Muhammediye, Hamidiye alayları ile birlikte, Anadolu’da gayri müslümlere karşı katliamlara girişti. Bu nedenle Müslüman Kürdler hala, askerlik ocağını Peygamber ocağı olarak bilirler. Çünkü Afganca Asakiri Mansureyi Muhammediye’nin Türkçesi Muhammet ocağıdır.
Osmanlı, arka arkaya katliamlarla bu askeri birliklerini ortadan kaldırırken, paşaları ve yöneticilerine hiç dokunmamış. Osmanlı köle pazarlarında satın alınan yetim çocuklardan oluşan yöneticiler ve paşalar görevlerini sürdürmüşler. Bir asırdan fazla süren bu kargaşanın ardından, Osmanlı kendisini Almanları yanında 1. dünya savaşının içinde buldu.
Enver Paşa Talat Paşa ve Cemal Paşa sarayın en çok güvendiği paşalardandı. Zaten Enver Paşa, Abdulmecid’in kızı Naciye hanımla evliydi ve Genelkurmay Başkanı idi. Talat Paşa İçişleri Bakanı ve Cemal Paşa da Maliye Nazırıydı. Sarayın istihbarat teşkilatı (Teşkilatı Mahsusiye) direk Enver Paşaya bağlı olarak çalışıyordu. Her ne kadar bu üç paşa, Osmanlıyı savaşla kurtarmaya çalıştı ise de, bu mümkün olmadı. Çünkü yüzyıllardan beri ordunun kendi içerisindeki karşılıklı katliamlar, sarayın kışkırtmaları sonucu olan katliamlar, Osmanlı ordusunda savaşacak takat kalmamıştı. Arap topraklarını hızla terk ediyorlardı. Bu topraklarda İngilizlerin ve Fransızların denetiminde Arap krallıları kuruluyordu.
İngilizler sadece imparatorluğu Osmanlıya dar etmemişlerdi. İstanbul bile cepe kaçkını Paşa ve yöneticilere dar gelmeye başladı. Bu cepe kaçkınlarının çoğu Yedikule zindanlarına dolduruldu. Hiç kimse yarını nasıl geçireceğinden emin değildi. Bütün paşalar birbirlerini saraya, yani Enver Paşaya ihbar ediyorlar ama Enver Paşa bile geleceğini parlak görmüyordu. Daha kısa süre önce, yani 1915’te en sadık adamı, genç bir subay olan Mustafa Kemalin Çanakkale’den getirdiği başarı raporları bile çoktan unutulmuştu. Herkes bu kâbustan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
Sonunda Osmanlının en önemli üç paşası İstanbul’u gizlice terk ettiler. Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, Bulgaristan’da gizlice bir trene binerek Berline kaçmaya karar verdiler. Enver Paşa, Köstence’de gizlice trenden indi ve arkadaşlarını da terk etti. Buradan Romanya’ya geçti. Romanya’dan Rusya’ya geçerken yakalandı ve hapse atıldı. Alman istihbaratı hapisten kaçırdı ve Rusya’ya gitti. Buradan Türkmenistan’a gitti. İbo Ağa, Enver Paşayı zurna ile karşıladı. Günlerce, her sabah zurna çalarak uyardı. Bu işkenceden Enver Paşa delirmek üzereydi. İbo Ağa da intikam alıyordu. Hâlbuki Enver Paşa buraya Türkmenleri örgütlemeye ve büyük Türk İmparatorluğunu kurmaya gelmişti. Anadoluda Türkmenler üzerine yaptığı katliamları unutmuştu. İbo Ağa da her gün Enver Paşayı zurna ile uyararak, bu katliamların intikamını alıyordu. Bu işkenceden delirmek üzere olan Enver Paşa, buradan da kaçarak birkaç kişi ile dağa çıktı. Rus askerleri tarafından arkadaşlarıyla birlikte öldürüldü. Talat Paşa ile Cemal Paşa sağ salim Berline vardılar. Ancak Talat Paşanın Anadolu’da yaptığı Ermeni Katliamından kaçan ve Berlinde yaşayan bir Ermeni, Berlinde Enver Paşayı öldürdü.
Bütün cephelerde askerlerini terk ederek, İstanbul’a doğru yola koyulan Osmanlı Paşaları için artık İstanbul da emin bir yer değildi. Ateşkese rağmen Musul Valisi Ali Haydar Paşa, bir tek kurşun sıkmadan, 1918’de Musul’u İngilizlere bıraktı ve bütün avanesiyle birlikte İstanbul’a kaçtı. Ali Haydar Paşa daha İstanbul’a varmadan, Şeyh Mahmut Berzenci Kürdlerden bir ordu oluşturarak, Musul’u İngilizlerden geri aldı. O günden beri Irak cephesinde, Kürdlerin ulusal bağımsızlık savaşı kesintisiz devam etmektedir. Yüz yıl sonra Ali Haydar Paşanın torununu Musul’da Vali olarak görmek isteyenler, acaba bunu nasıl düşünürler, bunu merak ediyorum. Bugün belki de, Türk Paşalar arasında Musul Valisi Ali Haydar Paşanın torunları da vardır. Bunlar hangi yüzle Musul’a sahip çıkıyorlar.
Bu sıralarda İstanbul’un hali hiç de iç açıcı değildi. Başta Sultan Vahdettin olmak üzere, cepe kaçkını bütün Paşalar, bu durumdan nasıl kurtulacağını derin derin düşünmeye başlamıştı. Ateşkes nedeniyle Egede bulunan İngiliz ve İtalyan donanmasına ait bütün gemiler, Kartal açıklarında demirlemiş, askerler karaya çıkmış dinleniyorlardı. Donanmaya ait birkaç gemi, İstanbul boğazına demirlemiş, İstanbuldaki vatandaşlarını korumaya çalışıyorlardı. Büyükelçilikleri ve vatandaşlarının işyerlerini koruyan İngiliz, Fransız ve İtalyan askerler, boğazda demirleyen gemilerde barınıyorlardı.
Söylenildiği gibi İstanbul hiçbir zaman işgal edilmedi. Eğer başkent İstanbul işgal edilmiş olsaydı, bütün Osmanlı toprakları işgal edilmiş sayılacaktı. Hâlbuki işgal saydıkları sürede, Sultan Vahdettin görevinin başındadır ve cepe kaçkını paşalarına tam sekiz tane hükümet kurduruyor ve yıkıyor. Görüldüğü gibi, İstanbul’da kurulan hükümetler bile, artık dikiş tutmuyor. Bu arada Mahmut Berzenci güneyde İngilizlere karşı, Antep, Urfa ve Maraş’ta işgalci Fransızlara karşı ve Sivas’ta Alişer önderliğinde Kürd halkı Osmanlılara karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veriyor. Bütün cepelerde başarı kazanıyorlar.
Bu sırada İstanbul’daki Osmanlı ailesi bitmiş, tükenmiş, çaresiz bir durumda bir mucize bekliyor. Cepe kaçkını Osmanlı Paşaları İstanbula doluşmuş, mucize bile beklemiyorlar. Enver ve Talat Paşaların yaşadıklarından sonra, hiçbirinin de kaçacak bir yeri yoktur. Çaresiz kaderlerine boyun eğmişlerdi.
Tam bu sırada İngilizlerin ikinci planlarını devreye sokmasıyla, İstanbulun yüzü gülmeye başladı. Savaş öncesi Ruslara bırakılan Irak, Suriye ve Doğu Anadolu toprakları, yeniden İngilizlerin iştahını kabarttı. Lenin’i destekleyerek Çarlığı zor durumda bırakmak istemişti. Ama Lenin Çar’ı devirdi. İngilizler Leninle gizlice görüşerek, Rusların işgal ettiği Osmanlı topraklarından geri çekilmesini sağladı. Lenin Hakkari’ye ve Erzincan’a kadar gelen Rus askerlerini sessiz sedasız geri çekti, götürdü. Hâlbuki İngilizler Rusya’ya körfezden güneye ve Suriye’den de Akdenize açılma sözü vermişti. Lenin çekilince Irak İngilizlere ve Suriye de Fransızlara kaldı. Mahmut Berzenciye kızan İngilizler, bağımsız Kürdistan ve Ermenistan kurmaktan vazgeçtiler. Böylece de istanbulun yüzünü güldüren, ikinci planlarını devreye soktular.
Temmuz 2008
|