Bazı Kürt büyükleri „Demokratik Cumhuriyet“ tezi üzerinde, patent kavgasına başladılar. „Demokratik Cumhuriyet“ tezi kime ait olursa olsun, peş paralık değeri yoktur. Bunun en iyi cevabını Mart ayında Diyarbakır’daki infialde Kürt gençleri „Kahrolsun Demokratik Cumhuriyet“ sloganlarıyla, büyüklerine selam gönderiyorlardı. Konumuz Kürt büyüklerinin boş anlamsız ve saçma kavgası değil. Türkiye’de son zamanlarda neler oluyor? Biz biraz buna bakalım.
Bir ara Şemdinli ve çevresine, dolu gibi bombalar yağmaya başladı. Başta Diyarbakır olmak üzere diğer Kürt illerinde günlerce süren infialler. Cumhuriyet gazetesinin Istanbul’daki bahçesine atılan bombalar. En son Danıştay baskını ve devlet büyüklerinin, her kelimesi bir bomba gibi açıklamalaı, ister istemez insana neler oluyor sorusunu hatırlatıyor.
Bilindiği gibi Şemdinli olayları; ucu Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büykkanıt’a kadar uzanan herkesin gözü önünde olan aydınlık bir olaydır. Devletin içerisindeki görünmez eller meseleyi karanlık bir olaya dönüştürerek üstünü kapattı. Kapağı da Van Savcısının başına patladı. Bazı insanlar bunun ikinci bir Susurluk olayı olduğunu söylese de, bunların sesleri cılız çıktı.
Şemdinli fezlekesinde Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükkanıt’ın adı geçince Sosyalist Deniz Baykal hop oturdu, hop kalktı. Türkiye’de paşalar yargılanamaz, çünkü itibarı zedelenir. Sağı solu cümle zevat aynı görüşteydi. Baykal bu desteği alınca „efendim bu orduya karşı bir darbedir“ dedi. Türkiye’de başbakanlar yargılandi, idam edildi. Suçsuz insanlar iskencelerde öldüler, yargılandılar, idam edildiler. Hatta 12 Eylül darbesinde Kurmay Albay Yaşar Büyükkanıt, Deniz Baykal’ın ifadesini bile almadan kulağından tutmuş, Hamzaköy’deki kodese atmıştı. Peki neden Baykal bu kadar çığırtkanlık yapıyor? Halbuki eski Deniz Kuvvetler Komutanı Paşa yargılanırken sesi çıkmamıştı. Demek ki, Yaşar Büykkkanıt, Baykal için sıradan bir paşa değil. Prdunun itibarı onu zerre kadar ilgilendirmiyor. Baykal’ın kendisi Çerkez’dir. Deniz Baykal burada sadece soydaşına sahip çıkma refleksiyle ortaya çıkmıştır.
Deniz Baykal durmuyor, „Diyarbakırspor ve Samsunspor birinci ligde kalmalıdır“ diyor. Kendine göre saçma gerekçeler de ileri sürüyor. Başta iki takımın yöneticileri ve taraftarları olmak üzere, bütün Türkiye Baykal’ı azarlayınca oda dilini tuttu.
Meclis Başkanı Bülent Arınç bir konuşmasında „Diyanet Işleri Başkanlığı kapatılmalıdır“ dedi. Baykal fırladı „bunların asıl niyetı, diyaneti kapatıp şeriatı getirmektir“ dedi. Acaba yılardan beri Diyanetin kapatılmasını isteyen solcular ve alevi vatandaşlarımız, Türkiye#ye şeriatı getirmeye mi çalışıyorlardı!
Baykal, „Erdoğan Cumhurbaşkanı olamaz“ diyor. Çünkü eşi türbanlıdır. Bu hhükümete cumhurbaşkanını seçtirmiyecekler, çünkü bunlar mutlaka eşi türbanlı birini seçerler. „Biz Ata’nın makamına birinin çıkmasına engel olacağız“ diyor. „Ancak Abdullatif Şener aday olursa desteklemeyi düşünürüz“ diyor. Halbuki Abdüllatif Şener de tarikat adamıdırve eşi türbanlıdır. Peki Baykal’ın Şener aşkı nereden geliyor? Çünkü Abdüllatif Şener de Çerkezdir. Baykal için soydaş sözkonusu olunca türban önemini kaybediyor. Baykal için Türk milliyetçiliği, Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı ve laiklik, kendi Çerkez milliyetçiliği için sadece bir örtü. Şu an da CHP yönetimi Çerkezlerin elinde. CHP’de tam 56 Çerkez milletvekili var. Baykal; eski tetikçisi Ermeni kökenli Mustafa Sarıgül’ü yenip CHP’de diktatörlüğünü ilan ettikten sonra, şimdi de Türkiye yönetimini ele geçirmeye çalışıyor.
Son olarak; Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay’a yapılan saldırida Baykal olay yerindeydi. „Bu hükümete bağlı şeriatçı ve karanlık güçlerin işidir“ dedi. „Hükümet suçüstü yakalanmıştır“ dedi. Anti Islam cümle zevat, Baykal’ın korosuna katıldı. Yakalananların Türk-Islam sentezine yakın bir ülkücü olduğu anlaşılınca, protestocu zevat süt dökmüş Kedi’ye döndü. Bu sukünet karşısında şaşkına dönen Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök devreye girdi. „Vatandaşlarımızı duyarlılığından dolayı kutluyorum, sokak protestoları devam etmelidir“ diyordu. Dünyada hiç bir Genelkurmay Başkanı vatanına, vatandaşına ve makamına karşı böyle bir saygısızlık yapmamıştır. Dünyanın hiçbir yerinde bir Paşa vatandaşların sokağa dökülmesini teşvik etmez. Acaba bu Paşa ne yapmak istiyor? Bu davranışı ile suç işledığini de çok iyi biliyor. Bu Paşa’yı Türkiye kamuoyu çok iyi tanıyor. Şırnak’taki bombalamalrda bu Paşa’ya bağlı görev yapan iki astsubay, vatandaşlar tarafından suçüstü yakalandılar.ö Bunu sokakta protesto eden vatandaşların üzerine uçakilar gönderdi. Protestocu vatandaşlara da „sözde vatandaşlar“ diyecek kadar da vatandaşperver bir Paşa’dir. Bunların hepsini alt alta koyup topladığımızda, insanın aklına neler oluyor sorusu geliyor.
Danıştay baskını, Şırnak olayından sonra üçüncü Susurluk skandalıdır. Onların olduğu gibi, bunun da üzeri, kokusu insanı rahatsız etmeyecek şekilde kapatılacaktır. Çünkü butür skandalların açığa çıkması, rejime büyük zarar verir. Komplo sahipleri açıkça bunun ortaya çıkarılmasını söylerken hükümetin gücü bunu ortaya çıkarmaya yetmez. Aslında komplocular ortaya çıkarın demiyor. Biz çok güçlüyüz, dilediğimizi yaparız, haydi ortaya çıkarın da görelim deyip hükümeti tehdit ediyorlar. Bu tam bir blöftür. Hükümet de bunu göremeyip geri çekilecektir.
12 Eylül’de Kenan Evren başkanlığında paşaların ettiklerini o günkü Albaylar, şimdiki paşalar çoktan biçmeye başladılar bile. Son yılarda yüzlerce çete yakialandı. Bunların faaliyet alanı, adam kaçırma, adam öldürme, çek senet tahsili, haraç toplama ve narkotik ticareti.. Bunların hepsinin sevk ve idaresi mutlaka bir ordu mensubu tarafından yapılıyor. Mensüpları ya ülkücü kökenli ya da Türk-Islam sentezcisi. Yakalananların tamamı, bu işleri devletin namı hesabına bölünmez bütünlüğü için yaptıklarını söylüyorlar. Bu nedenle soruşturmacıları bir noktada durduruyorlar. Bu noktayı aşanlar olursa, bu sefer de soruşrurmacılar sorgulanmaya alınıyorlar. Van Savcısı gibi. Bu da dünyada ilk defa hazirladığı bir iddianameden dolayı meslektaşları tarafından yargılanıp cezalandırılan tek savcıdır. Bu bile tek başına Türkiye’deki hukuk sisteminin kışla idaresiyle nasıl sarmaş dolaş olduğunu gösteriyor. Beyler nasıl olsa Van savcısını yargılayıp cezalandıran yargıçlar, Yaşar Büyükkkanıt’ı yargılayacak. Bırakın bu hukuk insanları, paşayı yargılasın ve aklasın. Paşa yargı kararıyla aklanmadığı sürece, Türkiye kamuoyu vicdanında suçludur.
Danıştay olayına yeniden bir göz atarsak, ongünden beri güvenlik kameralarının çalışmadıği ve bozuk olduğu söyleniyor. Acaba ilgiliye bunun sebebi soruldu mu? Olayın olduğu gün, Can Dündar’ın yazısında belirttiği gibi, üst düzey emekli bir askerin kendisini aradığını ve yakalanan Alpaslan Arslan’la ilgili bir sürü bilgi verdiğini söylüyor. Bu üst düzey emekli asker, bu bilgilere nasil sahip olmuştu? Bu adam bulunup bilgisine başvuruldu mu? Dışarıya yansıyan haberlerde bugüne kadar yakalanan bütün çeteleri, aynı özellikleri taşıdığı ve hepsinin de birbiriyle bağlantılı olduğu söyleniyor. Her yakalanan çete hakkında değerli bilgilerini Türkiye kamuoyu ile paylaşan Yaşar Büyükkanıt Paşa, bu olayda neden sesiz kaldı? Güvenlik kameralarını OYAK güvenlik yapmadi mi?
Değerli okuyuycular, bu olayın ortaya çıkmasını bekleyenler, katirin sıpa doğurmasını beklemek gibi bir şey olur. Bu Türkiye’nin doğasına aykırı olur.
Çerkez kökenli Cumgurbaşkanı Necdet Sezer, bütün üniversite rektörlerini köşke davet ediyor. Zamanlamanın tesadüf olduğu söylenemez. Davette yaptığı açıklamada da „Danıştay olayında, vatandaşın protestocu duyarlılığı devam etmeli“ diyor. Burada da bize „Çerkez kökenli Kürd damadıdir, ne söylerse yeridir“ demek kalıyor. Bu sözler tam da bir Çerkez militanı olan Necdet Sezer’e yakışan sözler. Ben yadırgamıyorum. Sadece bir Kürd olarak herifi kıskanıyorum.
Değerli okuyucular görüyorsunuz ki Türkiye’yi yöneten bir cümle zevat, cadı kazanı kaynatıyorlar. Elele tutuşmuş şarkı söyleyip kaynattıkları kazanın etrafında dans ediyorlar. Bizler bu görüntülere aldanmayalım.
Kimileri bu işlerin derin devletin işi olduğunu söylüyor. Hayır Türkiye’de derin devlet yoktur. Bir tek devlet vardir, o da Türkiye Cumhuriyeti’dir. Kızılanayasası, başında da Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı, Özel Harp Dairesi adıyla birde yönetim birimi vardır. Meclismiş, hükümetmiş, anayasaymış, laiklikmiş ve demokrasiymiş, bunların hepsi fasafiso. Bu son Danıştay olayında da görüldüğü gibi, bütün çete izleri Özel Harp Dairesi’ne doğru gidiyor.
Türkiye AB’ye yaklaştıkça bu odaklar rahatsız oluyor.Demokratik bir ortamda Kızılanayasa olmadan yaşamını sürdüremeyeceklerini biliyorlar. Bu nedenle Türkiye’nin AB’ye girmesini engellemek için ellerinden geleni yapacaklardır. Biz bu oyunu daha önce de defalarca izledik. Meclis 12 Eylül’ün en önemli gerekçelerinden biri de, Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler’in Konya yürüyüşü değilmiy di? Devrimciler zindanlarda işkence altındayken, Kenan Evren Cumhurbaşkanı, Mehmet Keçeciler’de ANAP’a Devlet Bakanı olmadı mı? Başta Erbakan olmak üzere kaç adam ceza giydi?
Ey, Aleviler, Kürtler, Islamcılar. Ilericiler, Devrimciler ve insanlarını seven insanlar. Domuzdan kaçarken Ayı’nın inine gizlenmeye kalkışmayalım. Bizim dışımızda bizi zor durumda bırakacak provakasyonlara gelmeyelim. Çünkü görüldüğü kadarıyla, Türkiye daha çok Susurluklar yaşayacak. Sokağa davet eden Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay olsa bile bunlara inanmayalım...
Haziran 2006
|