Türkiye çoktan beri, Ergenekon terör örgünün darbe hazırlıklarını tartışıyor. Bu Ergenekon terör örgütünün, çok kanlı bir darbe ortamı hazırlamaya çalıştıkları artık inkar edilemez bir gerçek. Peki neden, niçin ve kime karşı darbe yapılması gerekiyordu? Gerçekten de söylenildiği gibi, Şeriat tehlikesine karşı mı darbe yapılacaktı? Acaba Türkiye’de bir Şeriat tehlikesi var mı? Ülkeye Şeriatı AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan mı getirecek?
Bu safsatalara inanmak için laik dininden ve kemalist olmak gerekiyor. Yahutta insanları enayı yerine mi koyuyorlar? Peki eğer Erdoğan Türkiye’ye Şeriatı getirecekse, Erdoğan’ı Başbakanlığa kim getirdi ? Ergenekon’un avukatı Deniz Baykal Erdoğan’ı Başbakan yapan adam değil mi?
Gelin hep birlikte Türkiye’de en zor olan bir işi yapalım, bunun çok zor olduğunu biliyorum. Biraz beynimizi harekete geçirip geriye doğru biraz düşünelim. Ergenekon terör örgütü 1990’ların başından beri örgütlenme çalışmalarını sürdürüyor. Öncelikle Türk Gladyo’sunu dönüştürdü, başta Susurluk olmak üzere birçok olay bunun açık örneği. Tansu Çiler ve Mehmet Ağar gibi Susurluk kahramanları olup bitenleri korku ve telaş içerisinde, sessizce izliyorlar. Tansu Çiler başbakanlık sırası gelmiş olmasına rağmen, Mesut Yılmaz ile koalisyonu bozdu Erbakan ile hükümeti oluşturdu ve Erbakan’ı başbakanlığa getirdi. Erbakan hükümeti Kemalistlerin ve medyanın saldırısına uğradı ve Erbakan hükümeti 28 Şubat’ta, Sincan’da tanklara çarptı ve devrildi. Bunun yerine Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz hükümeti kuruldu. Bu hükümet döneminde , Ergenekon başta banka iflasları olmak üzere daha birçok alanda ekonomik gücünü oluşturdu. Recep Tayıp Erdoğan Siirt’te, istiklal marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un bir şiirini okuduğu için yedi ay hapis cezasına çarptırıldı ve Erdoğan mazlum duruma düşürülerek kahramanlaştırıldı. Bu arada Anayasa Mahkemesi Erbakan’ın partisini kapattı. Mazlum ve kahraman Erdoğan arkadaşlarıyla birlikte AKP’yi kurdu. Aldığı ceza gereği Erdoğan genel başkan olabiliyor ama milletvekili olamiyordu. Eğer seçimler normal zamanında olsaydı, o zaman Erdoğan da seçimlere katılabiliyordu. Ancak beklenmedik bir zamanda, Bahçeli’nin bir anlık kızgınlığı ve erken seçim talebi, Ergenekonun hesaplarını karıştırdı. Erdoğan yasaklı olduğu için seçimlere katılamadı, böylece meclisdışı kaldı. AKP Abdullah Gül’ün başbakanlığında hükümeti kurdu.
Erdoğan’ın seçim yasağı kalktıktan sonra, Baykal CHP Milletvekili Mervan Bilek’i çağırdı, “bak Mervancığım biz CHP olarak Siirt seçimlerine itiraz edeceğiz, seçim de iptal edilecek senin de milletvekilliğin düşecek, sakın itiraz etme. Sana söz veriyorum önümüzdeki seçimlerde seni kazanabileceğin bir yerde aday göstereceğim”. Deniz Baykal Siirt seçimlerine itiraz etti, mahkeme itirazı yerinde buldu ve Siirt seçimlerini iptal etti. Siirt seçimleri yenilendi Erdoğan Siirt milletvekili olarak parlamentoya girdi. Önce Gül hükümeti istifa etti, ardında Erdoğan hükümeti kurdu. Baykal kesinlikle bu senaryodan haberdardı. Erdoğan ne kadar haberdardı bilmiyorum. Eğer anlatıldığı gibi, Erdoğan bu ülkenin başının belası ise, bu belayı ülkenin başına Baykal sardı.
Laik dininden olan kemalistler; müslümanlar ülkeye islami şeriatı getireceklermiş, kendi laik şeriatları yıkılacakmış, onun için bu ülkede darbe kaçınılmazmış, onun için kimisi ergenekonculara avukat olmak istiyor, kimisi ergenekon tutuklamalarına karşı çıkıyor, velhasıl ortalık toz duman. Bırakın Erdoğan’ın % 40 oy almayı, Erdoğan bu ülkede % 90 oy da alsa yine de şeriatı getiremez. Çünkü Erdoğan’in kendisi şeriata karşıdır. İslami görüntüsü sadece oy devşirdiği çevreleri kandırmak için kullanıyor. Diğer bir deyimle takkiye yapıyor. İslami şeriatı; büyük bir tehlike olarak göstermeye çalışanlar, bu insanların laik şeriattan (faşizmden) neler çektiklerini ne çabuk unuttular. Ayrıca beyler siz korkmayın, başkalarını da şeriatla korkutmaya çalışmayın. Eğer bu ülkede şeriat tehlikesi olursa, ABD bunu herkesten daha önce görür ve müdahale eder. Çünkü ABD İran tecrubesinden sonra, bölgede ikinci bir İran istemez. Eğer ABD Türkiye’de öyle bir tehlike görür de engelleyemese, Bağdat’a müdahale ettiği gibi Ankara’ya da müdahale eder. Böylece de ABD’mi, şeriat mı tercihi ile karşı, karşıya kalabiliriz. Halbuki en büyük tehlike, darbeci faşist cuntadır.
Ergenekon terör örgütü ile ilgili yargılamaya baktığımızda, zanlılar sadece darbe hazırlığı yapmakla suçlanıyorlar. Bu kadar büyük bir örgütün sadece sınırlı sayıda insan yakalandı. Bu terör örgütünün yaptıkları ve yapmak istediklerine baktığımızda, örgütün dokunulmazlık zırhı içerisinde olduğu izlenimi veriyor. Tutuklu bazı Paşaların önce hastaneye oradan da evlerine gönderilmesi de bu görüşü doğruluyor. Örgütün asıl beyin takımı, emekli ve muazaf askerlerden oluştuğunu görüyoruz. Asker ve sivil alandaki zanlılara baktığımızda, zanlıların ezici çoğunluğunu Çerkezler oluşturuyor. Sanki bu bir Çerkez lobisi çalışmalarına benziyor.
Medya alanına baktığımızda, Başta İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve Yalçın Küçük gibi isimler. Siyasi alanda, Başta Ergenekon terör örgütü avukatlarından Deniz Baykal, Muhsin Yazıcıoğlu, Doğu Perinçek, Ufuk Uras, MHP’yi ele geçirmeye çalışan Umut Özdağ ve AKP’den ayrılarak bir parti kurmaya çalışan Abdullatif Şener . Türkiye’nin bütün siyasetini ele geçirmeye çalışmakta, bu lobi için gerçekten de büyük bir açgözlülük. Başta askerlere ve diğer zanlılara baktığımızda örgüt gerçekten de Çerkez ağırlıklı.
Özellikle örgütün asker kökenli zanlılarının tamamı, ikinci ordu sahasında, yani Kürdistan’da görev yapmışlar ve bunların alanda görev yaptıkları sırada, köy yakmalar ve sayısız faili meçul cinayet işlenmiş. Daha önce PKK militanı şimdi de Jandarmanın personeli olarak çalışan insanların anlattıklarına bakıldığında bu insanların sayısız cinayet işledikleri söyleniyor. Ancak Ergenekon savcıları hala bu konuda isteksiz gibi görünüyorlar. Yoksa devlet görevlisi iken Kürd öldürmek cinayet sayılmıyor mu ? Ergenekonun 12 ‘ nci dalgasına da baktığımızda içerisinde ne kuyularla ve ne de kalorifer kazanlariyla ilgili hiçbir şey göremiyoruz. Görüldüğü kadarıyla ergenekon davasını sadece darbe ortamı hazırlamak ve T.C. devletinin hükümetini devirmeyi amaçlamak gibi sınırlı tutmaya çalışıyorlar.
Halbuki bu darbecilerin asıl amacı, Türkiye’yi batıdan koparmak ve bölgenin abisi olmayı hedefliyorlardı. Bunun için öncelikle şu baş belası Kürdlerden kurtulmak gerekiyordu.
Bu nedenle ihtiyaç duydukları çevreyi çok hızlı ve çok geniş bir çevrede oluşturdular. Kendisine sosyalist diyenler bile, Ergenekoncuların en ateşli destekçisi oldular. Bunu bayrak yürüyüşleri ve özellikle Cumhuriyet mitinglerinde gördük. Batı dünyasına ve AB’ye emperyalist olma gerekçesiyle karşı çıktılar. Kenan Evren cuntasından çektiklerini unuttular ve o dönemde kendilerine işkence yapan subaylarla can ciğer oldular, bunlardan darbe dilediler. Ergenekon davasından göz altına alınan paşaların arkasında gözyaşı döktüler. Darbe girişimini ve hükümetin devrilmesinin suç olmayacağını savunmaya başladılar. Bu darbecilerin işledikleri cinayetleri görmemezlikten geldiler, çünkü bu insanlar Kürdlere karşı işlenen cinayetleri, cinayetten saymıyorlar. Deniz Gezmiş’ler de cinayet işlememişlerdi, suçları sadece T.C. hükümetini yıkmaya teşebüs olduğu için idam edildiler. Türk solunun darbeye karşı bu garip tutumu, darbecilere alabildiğine moral verdi. Acaba Türk solunun bu garip tutumundan dolayı, darbe sonrası kendilerinin neler beklediğini görmüyorlar mıydı? Batıya karşı olanların oranı % 80’leri geçti. Bu kadar desteği arkasında gören darbeciler de iyice pervazsızlaştılar.
Türk ırkçılığı tavan yaptı ve Kürd düşmanlığı arşa dayandı, herkes de bundan memnun görünüyordu. Türkiye; İran ve Suriye ile iş birliği yapacak, Rusya da bunların arkasında olacak, böylece de Türkiye bölgenin lideri olacaktı. Böylece batıdan kopmuş bir Türkiye, İran ve Suriye ile birleşerek herkes kendi Kürdlerinden kurtulmuş olacak. İkinci idianamede PKK’yı da nasıl kullandıkları uzun uzun anlatılıyor. Ergenekon terör örgütü her ne kadar darbe ortamı hazırlamaya çalışsa da, bu amacına ulaşmak Kürdistan’da sayısız faili devlet cinayetler işlediği de ortada. Acaba savcılar asıl Ergenekon cinayetleriyle ilgili alanla ne zaman ilgilenecekler?
Ergenekon soruşturmasını Erdoğan’a bağlamak büyük bir yanılgı olur. Kaldı ki Erdoğan bilerek veya bilmiyerek kendisi de Ergenekonun bir parçasıdır. Türkiye’nin siyasi kıblesini değiştirip batıdan doğuya çevirmeye çalışan Ergenekoncular, ABD faktörünü görmediler veya görmek işlerine gelmiyordu. Mecliste 1 Mart tezkeresini ABD’ye karşı çıkaran Ergenekon’dur. Bunu takip eden ABD karşıtlığı, Türkiye- Suriye ilişkileri ve Türkiye – İran ilişkileri ABD’yi rahatsız etti. Bu ilişkiler sonucu, Kürdlere karşı toplu bir saldırının sonunun nerede duracağı belli olmadığı gibi, diğer Arap ülkeleri de gelişmelerden rahatsız oluyorlardı. İşte bu nedenle, bu projenin mimarı Ergenekon’un tasviyesini ABD istedi. Hani şu meşhur 5 Kasım da bir Orgeneral ile Erdoğan’in Beyaz Saray’a çağırıp konuştukları konu, işte bunun ile ilgiliydi. Yoksa böyle kapsamlı bir operasyon Erdoğan’ın boyunu aşar.
14 Nisan günü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un açıklamaları ilk bakışta günah çıkarır gibiydi, ama açıklamalara bir bütün olarak baktığımızda ise üçüncü Cumhuriyetin manifestosu olduğu görülüyordu. Bundan sonra herkes bu manifestoya göre görüş oluşturur ve açıklar, aksi suçtur. Adına sivil Anayasa dedikleri, yapılacak yeni Anayasa’nın da özü bundan ibaret olacak. Bu açıklamanın içerisinde, Kürdlere hiçbir şey olmadığı gibi, demokırasi ile ilgili hiçbir şey de yoktu. Burada bir de, TSK adına görevlilerin işledikleri cinayetleri de açıklasaydı ve sorumluların adaletin önüne çıkıp hesap vermelerini söyleseydi, söylediklerinde daha inandırıcı olurdu. Yoksa Ergenekon’un lokomotif gücünü, görevli ve emekli subaylardan oluştuğu, bunların TSK içerisinde devlet adına cinayet işledikleri, töhmetinden kurtulamaz. Şu anda kamuoyu vicdanında TSK töhmet altındadır. Bu açıklamalar olumlu mesajlar olsa da TSK bu töhmetten kurtulamaz. Başbuğun görevi TSK içerisindeki bu parazitleri temizlemektir.
Geçtiğimiz günlerde ABD Devlet Başkanı Sayın Obama Ankara’ya geldi, kürsülerde neler konuştu, herkes biliyor, ama en önemli konuşmalar kapalı kapılar arkasında yapıldı, bunu sadece yetkililer biliyor. Ergenekon ile ilgili neler konuşuldu ? Belki de Türk yetkililer, “Obama abisi bizim çocuklar daha yaramazlık yapmayacaklar, operasyonları durduralım, içerdekileri de yavaş, yavaş evlerine gönderelim” dediler. Obama’da “hayır, sizin çocuklar yeteri kadar yaramazlık yaptılar ben artık size inanmiyorum”; demiştir. Ergenekon oparasyonlarına devam.
Ergenekon tasfiye edildiğine göre, çatışmalı ortama gerek kalmadı, öyleyse artık PKK’yı da tasfiye edelim. Devlet organları bütün çalışmalarını bu alanda yoğunlaştırmış. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Bağdat görüşmeleri ve ikinci görüşmelerin Ankara’da yapılacağı kararı, ne sonuçlar verecek bekleyip görelim. Ancak artık hiçbir şey, 29 Mart seçimlerinden önce olduğu gibi olmayacak.
Türkiye’de Ergenekon’un tasfiyesi, üçüncü Cumhuriyetçilere karşı bir darbedir. Böylece de demokrasinin önü açılacaktır. Yarım asırdan beri , Türkiye hiçbir sorununu çözmedi, bu kronikleşmiş sorunların çözümünün önü açılacaktır. Ülke çağdaş medeniyetin merdivenlerini hızla tırmanacaktır. Kürd azınlığın sorunu, Kıbrıs’taki Türk azınlığın sorunu gibi ele alınıp çözüme kavuşturulmalıdır. Türkiye’nin Ergenekon’dan kurtulması, yılanın eski derisinden kurtulması gibi bir şey olacaktır. Biraz sancılı olsa da bu mutlaka olacaktır. Çünkü artık batı bunu böyle istiyor.
Not: Çoktan beri Çerkez kökenli, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ortalıkta görünmüyor. Acaba ergenekonun birinci adamı o olmasın ?
Nisan 2009
|