Son günlerde bütün gözler Kürd sorununa odaklandı, acaba hükümet Kürd sorununu çözecek mi, sorusunu birbirine sormaya başladı. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Kürd sorunu hükümetin değil, Devletin sorunudur. Devletin rızası olmadan, hiçbir hükümet bunun lafını bile edemez. Onun için yanlış yerde beklenti içerisinde olmamak gerekiyor.
Kürd sorunu 1924 Anayasası ile başladı, hazırlanan onlarca rapordan sonra, Şark Islahat Planı ile vücut buldu. İşte devletin inkar ve imha planı bu plandır. Bu planı 1925 yılından beri, TSK eksiksiz ve kesintisiz uygulamaktadır. Devletin resmi ağızlarının açıklamalarına göre, TSK son 25 yıldan beri 29’ncu Kürd isyanını bastırmaya çalışıyor. Eğer savaşta şike yoksa, TSK başarısız bir grafik sergiliyor. 29’ncu isyan TSK’ya 50 bin ölü, 4000 köyün yakılması ve 4 milyon Kürdün bir meçhule göçü ve 300 Milyar dolara mal oldu. Ayrıca bu savaşta destek bulabilmek için, iç ve dış kamu oyuna da büyük tavizler veriyor. Bunun maddi ve manevi maliyeti çok daha büyük boyutlarda oluyor.
Kendisini devletin asıl sahibi olarak gören Genel Kurmay Başkanlığı, tartışmaları duymak bile istemiyor. G.K.B. İlker Başbuğ, Mayıs ayı sonunda ABD ziyareti dönüşünde, bu konuda kesin mesajını verdi. “Nasıl ki biz depremle yaşamaya alıştı isek, terör ile de yaşamaya kendimizi alıştırmalıyız” diyordu. Bunda da anlaşılan, Başbuğ savaşın bitmesini istemiyor. Vatandaşlarına kendinizi savaş koşullarına alıştırın tavsiyelerinde bulunuyor. Görüldüğü kadarıyla, Başbuğ bu savaş ortamını uzatarak, Kürdleri iyice yorup öyle teslim almak istiyor. Başbuğ bu düşünce ve askeri taktiği ile büyük bir yanılgı içerisindedir. Bunu hep birlikte göreceğiz. Çünkü ne zaman eski zaman ve ne de Kürdler eski Kürd.
25 Yıldan beri, bağımsız ve birleşik Kürdistan için savaşan PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan, hiçbir taleplerinin olmadığını defalarca açıkladı.”Bağımsız Kürdistan bir hayal idi, federasyon ve hatta otonomi talebimiz bile yoktur” diyor. Federasyon talebi olan Kürdleri bölücülükle suçluyor. İmralı adasına döndükten sonra Öcalan önce”demokratik cumhuriyet” diye, anlamsız bir tez ortaya attı. Arkasında “demokratik konfederasyon” dedi, bunu kendisi de dahil hiç kimse, ne demek istediğini anlamadı. Şimdi de “demokratik özerklik” diyor. Bunun da siyasi literatürde hiçbir anlamı yoktur. Öcalan’nın bununla Kürdler için ne istediğini, yine kendisi de dahil hiç kimse bilmiyor.
Öcalan adaya döndükten sonra görevi Murat Karayılan’a devir etti. Gazeteci Hasan Cemal, mayıs ayında Karayılan ile yaptığı bir röportajda, Karayılan sorunun çözümünde İlter Türkmen’i vekil olarak gösteriyor. 25 Yıldır bağımsız birleşik Kürdistan için savaşan bir liderin İlter Türkmen’i vekil seçmesi, son derece düşündürücü. İlter Türkmen; bir diplomat ve Dışişleri Bakan’ı olarak yıllarca, inkar ve imha tezinin savunucularındandır. Öyleyse bu adam Kürdleri temsil edemez. Zaten şu anda da Encümen-i Danış’ın da üyesi olan Türkmen bu vekaleti kabul etmedi.
Genel Kurmay mahreçli çözüm dedikodularına gelince. Apo üzerindeki tecridin kalkması; bunun pazarlıkla asla alakası yoktur. Apo zehirlendiği zaman, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesinden bir heyet Apo’yu ziyaret etti ve Avrupa Parlamentosuna bir rapor sundu. Buna göre; Apo’nun yalnızlığı pisikolojik sorunlar oluşturduğunu, bunun da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu, buna göre her mahkümun günde birkaç saat başka insanlarla bir arada olması gerekiyor. Bu raporun sonuçlarına göre Avrupa Parlamentosu, sözleşmenin altında imzası bulunan Türkiye’nin imzanın gereğini yerine getirmesi için talepte bulundu. Türkiye’de bu talebi yerine getiriyor. Bu bağlamda, çoktan beri adada hummalı bir çalışmanın olduğu biliniyor. Türkiye imzasının gereğini yerine getirirken, kimse bunun Kürdlere verilen bir taviz gibi göstermeye kalkışmasın.
Yer ve yöre isimlerinin geri verilmesi. Osmanlı döneminde bile yapılmayan, Kemalist Cumhuriyet döneminde 13 binden fazla yer ve yöre ismi zorla değiştirildi. Değiştirilenler Rumca, Ermenice ve Kürdçe olan yer isimleri idi. AB’ye üye olmak isteyen Türkiye, Kopenhag kriterleri çerçevesinde, bunları yapmak mecburiyetindedir. Bu Kürdler için bir himmet değil, AB’ye karşı sorumluluğunu yerine getirmektir.
Kürd dilinde yayın; Türkiye Kopenhag kriterleri çerçevesinde sorumluluklarını yerine getiriyor.Yoksa Kürdlere verilen herhangi bir taviz yoktur.
Bazı Üniversitelerde Kürdoloji kürsüsünün açılması; 20 Milyon kürdün yaşadığı bir ülkede, bunlar hala yoksa, bu o ülkenin ayıbıdır. Kürdçe eğitim veren medreseler kapatıldığı günden beri, Türkiye bu ayıbı yaşıyor. Buda herhangi bir taviz değil, Türkiye yapması gerekeni yapıyor.
Bazı ırkçı sloganların, ”Ne mutlu Türküm diyene” “bir Türk dünyaya bedeldir” veya “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” gibi ırkçılığı çağrıştıran bazı sloganların kaldırılması; Avrupa müktesebatı çerçevesinde, Türkiye bunu yapmak mecburiyetinde. Çünkü AB’de ırkçılığa yer yoktur.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi “demokratik cumhuriyet”, “demokratik konfederasyon” ve “demokratik özerklik” gibi, siyasal literatürde hiçbir anlamı ve manası olmayan, sadece kafaları karıştıran ve buna ek olarak, ”çağdaş kemalizim“ ve “ kardeşleşme“ gibi Kürdler için hiç bir şey ifade etmeyen söylemler sadece insanların kafasını karıştırmak için icat edilmiş sözlerdir. Zaten Kürdler yüzyıllık, çağdaş Kemalizmi çok iyi tanıyorlar, bunu iliklerine kadar yaşadılar. 600 yıllık Osmanlı döneminde, Kürd olmak yasak değildi. Medreselerde Kürdçe eğitim yapılıyordu. Bunu birleştirilmiş eğitim adı altında, çağdaş Kemalistler yasakladılar. Kürdçe konuşma yasağı, isim koyma gibi insanlık dışı yasaklar, çağdaş Kemalizmin getirdiği yasaklar. Kürdlerden habersiz, köylerinin adlarını çağdaş Kemalistler değiştirdiler. Kürdlerin gözüne batırırcasına dağa, taşa yazılan ırkçı sloganlar, çağdaş Kemalizmin marifetleri. Yakılan Kürd köyleri, Diyarbakır zindanları, faili meçhul cinayetler, baskı, zülüm hepsi çağdaş Kemalizmin ilkel marifetleri. Kısacası Kürdler çağdaş Kemalizim denince, kendileri için ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar.
Türk tarafının çözüm için önerileri ise, AB üyeliği için yapmak mecburiyetinde oldukları ev ödevini, Kürdler için bir himmet olarak göstermeye çalışıyorlar. Ayrıca devletin asıl sahibi durumundaki, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, ABD dönüşü tavrını çok net bir biçimde ortaya koydu.”Biz nasıl ki deprem ile yaşamaya alıştı isek, terör ile de yaşamaya kendimizi alıştırmalıyız” diyordu. Başbuğ’un tavrı ortada. Bunun dışındaki söylentiler hiç bir şey ifade etmez. Diğer taraftan Genel Kurmay, 2009 Yılı içerisinde 168 yeni karakol yaptırıyor. Bunun 17 tanesi Antakya Amanos dağlarına yapılıyor. Önümüzdeki sene bunu yenileri de izleyecek. Her karakolda 120 asker kalacak şekilde planlanmış ve uzay teknolojisi ile donatılmış. Genel Kurmay Başkanı, bir taraftan, halkı terör ile yaşamaya alışmayı tavsiye ederken diğer taraftan, Kürdistan’da yeni uzay karakolları inşa ederek, Kürd sorununu çözmeyi düşünüyor. Genel Kurmay savaş sürecini bir süre daha uzatarak, Kürdleri iyice yorup teslim almayı düşünüyor. Bu düşünce sadece bir rüya olarak kalacaktır.
Görüldüğü kadarıyla, hem PKK ve hem de Genel Kurmay, bazı bireysel haklar ve siyasi literatürde hiçbir anlamı olmayan, boş şeylerle Kürdleri oyalıyorlar. Daha doğrusu gözünü boyamaya çalışıyorlar. Bu nedenle; Kürdler bakarken olmaz diyoruz.
Kürd sorunu sıradan insan hakları ihlali sorunu değildir. Bir halkın var olma sorunudur. Dünyadaki bütün halklar gibi Kürdler de kendi kaderini belirleme hakkına sahiptir. Türkiye; Kıbrıs’daki Türk soydaşları için talep ettikleri bütün hakları, kendi Kürd vatandaşları için de hak görmeli. Kürdler asgari federatif bir yönetimin dışında, hiçbir şeye razı olamazlar. Zaten bunun dışında her hangi bir çözüm, 29’ncu isyanı durdursa da 30’ncu isyana zemin hazırlar.
Kürdler tarihinde hiçbir zaman, bu günkü kadar şanslı olmamışlardır. Şu anda Kürdlerin yaşadığı coğrafya dünyanın en hareketli coğrafyası. Bütün dünyanın dikkatleri Kürdlerin üzerinde yoğunlaşmış. Irak’ın yanı sıra seçim sonrası İran da karıştı. İran’daki karışıklıklar, etnik çatışmaya dönerse İran parçalanmaktan kurtulamaz. Bölgedeki herhangi bir değişikliğin sancılarını Türkiye çekiyor. Bu nedenle alelacele kendi Kürd sorununu ucuza kapatmaya çalışıyor. Hatta Kemalizmin bazı akıldaneleri, yukarda saydıklarım çerçevesinde acilen Apo ile anlaşmaya varılmalıdır, yoksa işimiz zorlaşır diyorlar.
Ancak Genel Kurmay işin ciddiyetinin farkında bu nedenle işi ağırdan almaya çalışıyor. O da biliyor ki demokratik özerklik Kürdleri tatmin etmiyecek. Bu nedenle savaş süresini uzatıp Kürdleri iyice yormaya çalışıyor. Diğer taraftan gelişmeler onu köşeye sıkıştırıyor. Ortaya çıkartılan darbe planı ile ilgili. 50 Generali de arkasına alarak, herkese rest çeken bir basın açıklaması yaptı. Kükredi, gürledi ama, sıkıntılı olduğu yüzünde okunuyordu. Tehditler savuran Başbuğ’un arkasında, Cengiz Han’ın ordusunun on katı, Büyük İskender’in ordusunun otuz katı büyüklüğünde bir ordu vardı. Ama yine de insanları korkutamiyordu. Tam tersine kendisi suçluların telaşı ve korkusu içerisindeydi. Çünkü artık arkasında ABD ve AB yoktur.
Kürdler başkalardan zarar çekmiş olsa bile, başkalarına zarar vermek istemezler. En güçlü oldukları zamanlarda bile, başkalarını tehdit etmezler. Son zamanlarda bütün dünyanın sosyal ve siyasal desteği Kürdlerin arkasındadır. Bu koşullarda, Kürdlerin destesini beş paraya pazarlamaya kalkışmak, Kürdlere yapılacak en büyük haksızlıktır.
Çünkü dünya eski dünya değil, Kürdler de eski Kürd değil. Bu nedenle Kürdler bakarken olmaz diyoruz.
2009 Haziran |