2007 yılının Türkiye’de en çok tutulan parçası oldu. Satış rekorları kırıyor. 7’den 70’e herkesin dilinde… Dillerden düşmüyor. Parça şöyle:
“Şu dağların ardı Kerkük
Türklerin anayurdu Kerkük…”
Böylece uzayıp gidiyor. Meşhur şair Ağbaba sözlerini yazmış ve Paşazade Çerkez Efendi de Kürdîlihicazkâr makamında bestelemiş. Dinlemeye değer bir parça.
Bu parça ile insanlar coştuğu için, savaş tamtamları yeniden çalmaya başladı. Paşa naraları yeri göğü inletiyor. “Biz Ergenekon’dan çıkmış ve Viyana kapılarına kadar dayanmış bir ecdadın torunları olarak, Kerkük’ü Kürdlere yar etmeyiz. “ “Kerkük Petrollerini Kürdlere zehir zıkkım ederiz “ diyorlar.
Hâlbuki Kerkük petrollerini yüz yıldan beri Araplar kullanıyor. Bu asil ecdadın torunlarından gık çıkmıyordu. Ayrıca, bu Araplar birinci dünya savaşında İngilizlerle birleşip ecdadınıza saldırmamışlar mıydı? Ta Yemenden Habur Çayı’na kadar kovalamamışlar mıydı? Kürdler de Mahmut Berzenci önderliğinde birleşip, bu asil ecdadı Araplara ve İngilizlere karşı korumamışlar mıydı? İngilizlere esir düşen Mahmut Berzenci, Hindistan’a sürülmedi mi? Mahmut Berzenci Hindistan da sürgündeyken, 1923 yılında Lozan’da İsmet İnönü bu toprakları İngilizlere bağışlamadı mı? Mahmut Berzenci Hindistan’dan döndü ve İngilizlere karşı yeniden savaştı. Mahmut Berzenci’den sonra Barzaniler savaşa başladı ve yüz yıla yakın bir zamandan beri, Kürdler bu savaşı sürdürüyor. 1933 yılının baharında, İngilizlerden kaçarak Türkiye’ye geçen Şeyh Ahmet Barzani, Türk yetkililerce önce Ankara’ya getirilerek oradan da Habur sınırında İngilizlere teslim edildi. O zaman Ankara ile bir olan İngilizler, bugün de işine geldiği için Kürdlerle birlikte. Yüz yıllık Arap işgalinden sonra, Kürdler Kerkük’ü yeniden ele geçirdi. Acaba Kürdlerin bu başarısı Ankara’yı neden bu kadar rahatsız ediyor?
ABD petrol için Irak’a geldi diyenler, eğer durum böyleyse, bu kadar masraftan ve riskten sonra, bu petrolleri de kimin kullanacağına yine onlar karar verir. ABD bu petrolleri, İran’ın müttefiki olan Şİİ Araplara asla teslim etmez. Çünkü böylece hiç hoşlanmadığı İran’a teslim etmiş olur. El Kaide ile yakın ilişkisi olan Sünni Araplara hiç bırakmaz. 1 Mart Tezkeresi ile büyük bir kazık yediği, eski müttefiki Ankara’ya asla kaptırmaz.
1 Mart Tezkeresi’yle savaşa karşı olmakla kendisiyle gurur duyanlar, Irak’ın ABD için ikinci bir Vietnam bataklığı olacağını söyleyenler, şimdi de Türkiye’nin derhal Kerkük’e saldırmasını söylüyorlar. Peki, Irak ABD için bataklık oluyor da, Türkiye için ne olacak? Yoksa Türkiye’nin Irak bataklığından geri çekilmesi için, özel bir formülü mü var?
Şayet Ankara Irak’a girmeye kalkışırsa, önce karşısında ABD’yi bulacaktır. Sonra Irak’ı bir bütün olarak karşısında bulacak. Ayrıca Ankara, 5 Haziran 1926’da Kürdler arasına kendi eliyle koyduğu bu sınırı, yine kendi eliyle kaldırmış olacaktır. Barzani, gelenleri ellerinde çiçekle karşılamayacaklarını söyledi. Belli ki, bu da Barzani’nin kırmızı çizgisi. Hatta tek kromozomlu ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, bu nedenle Barzani’ye çok kızmış. Ağzından salyalar akıtarak Barzani’ye hakaretler yağdırıyor. Tek kromozomlu bu herif, kendi asaletini açıklasa da, biz de bunun ne kadar asil olduğunu öğrensek. Bunu bütün Kürdler merak ediyor, çevresindeki Kürdler hariç. Çünkü onların da, Erkan Mumcu ile kromozom eşitliği var. Bu nedenle Genel Başkanlarının sözlerinden rahatsız olmuyorlar. Talabani ve Barzani’nin feodalliğinden ve asaletsizliğinden dem vuran, Ankara’nın yöneticilerinden hiç biri Türk asıllı değil. Herkes dönsün, kendi aynasında kendi asaletine baksın. Başkalarına kâhyalık yapmaya kalkışmasın. Dün Saddam’a kıyam eden, bugün de arkasından yas tutan insanlara soruyorum: Acaba Saddam hangi asilzadenin çocuğudur?
“Yürüyün aslanlarım Kerkük üstüne!” diyenler, sanırım Magosa ile Kerkük’ü birbirine karıştırıyorlar. O zaman, Yunanistan NATO’nun üyesi değildi. 1 Mart tezkeresi TBMM’den geçmemişti. Ankara, ABD savaş içerisinde iken, ordusunu Nusaybin ve Kızıltepe’den geri çevirip, İskenderun’da denize dökmemişti. Savaşalım demek kolay da, savaşmak zor zanaat.
Savaştan en çok dem vuranlar da, OYAK’ın patronları. Halbuki yıllardan beri OYAK’ın Erbil’de bürosu var ve oradaki en yağlı işleri OYAK yapıyor. Söylendiğine göre OYAK’ın en karlı şubesi, Erbil Şubesi. Acaba OYAK’ın patronları, OYAK daha fazla ihale alsın diye mi, ortamı germeye çalışıyor? Ne bileyim, insan oğludur. İnsanın aklına her şey geliyor hani, Fransa Türkiye’den ihale alsın diye, sürekli Ermeni meselesiyle oynuyor ya. Fransızların ortağı OYAK’ın patronları neden denemesin ki.
Savaştan çıkarı olan, bir avuç bezirgân tüccar kesim savaştan yana olabilir. Peki, savaştan hiçbir çıkarı olmayan, işsiz fakir fukara kesim, neden bu kadar savaş özlemiyle yanıp tutuşuyor? Acaba, canından başka kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için mi? Unutulmasın ki, savaş arkasında harabeler bırakır ve onun altında fakirler inler. Savaş iş kapısı değil, ölüm alanıdır. Hem öldüreceksin, hem de öleceksin. Onun için savaştan uzak durmak gerekiyor. Hani bir söz vardır; tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Öyleyse, insanlar bütün sorunlarını diyalog yoluyla çözebilir.
Neden savaş?
20 yıldan beri, Ankara’nın PKK ile savaşında 40 bin insan yaşamını yitirdi. 4000 köy yakıldı ve boşaltıldı. 150 milyar dolar para harcandı. Bu para neredeyse, Türkiye’nin bütün dış borçları kadardır. Yıllardan beri Türkiye borçlanarak savaştı. Bütçenin %40’ını borç faizleri için ayırmasına rağmen yetmiyor. Borçlanarak faizlerini ödüyor. Bu devasa miktardaki paralar; Koç’un, Sabancı’nın ve OYAK gibi holdinglerin kasasını şişirdi. Borçlarını faizlerini de vatandaşlar ödüyor. Yeni bir savaş, yeniden borç ve daha zengin holdingler demek. Savaşta hiçbir holding patronunun oğlu ölmeyecek, sadece fakirlerin işsiz çocukları ölecek. Savaş borçlarını da, onların sağ kalan kardeşleri ödeyecek. Kerkük’e pirince giderken, Ankara’daki bulgurdan olmayalım.
Birileri çıkıyor; “Tarihte Kerkük hiçbir zaman Kürd kenti olmamıştır” diyor. Bu düpedüz bir tarih cehaletidir. Birileri bunu devlet adına yabancılara söylüyorsa, bu adam zaten kendisini berbat etmiş, daha da berbat etmeye gerek yoktur. Belli, bunlar sadece insanları yanıltıp savaşa sürüklemeye çalışıyorlar. PKK’ ye karşı verilen savaşta, kaybolan canların ve harcanan paraların hesabını vermeden, ülkeyi ve insanları yeni bir savaşa sürüklemenin hiçbir anlamı yoktur. Bu savaşın sonunda holding patronları karlı çıkmıştır. Yeni bir savaşın sonuçları şimdiden bellidir.
Lozan Antlaşmasının orijinal metnine göre, Kerkük ve Musul vilayetleri de dahil, Kürdlerin yaşadığı bölge; Türkiye’nin hudutları içerisindedir. Lord Curzon ile İsmet İnönü uzlaşamayınca, antlaşmaya geçici bir madde eklenmiştir. Geçici maddeye göre; yeni sınır Ankara, Bağdat ve Londra’nın oluşturacağı bir heyet yeni sınırı belirleyecekti. Yeni sınırın güneyinde kalan Kürdler arasında bir referandum yapılacak. Kürdler Bağdat ile mi yoksa Ankara ile mi yaşamak istiyorlar? Bu referandum sonucuna göre de yeni sınır kabul edilecek. 5 Haziran 1926’da oluşturulan ortak heyet, bugünkü sınırı belirliyor. Ama referandum da yapılmıyor. Böylece de güneyde kalan petrollerin %10 hissesi de Ankara’ya bırakıldı. Türkiye daha sonra bu hissesini 530 milyon TL’ye İngiliz petrol şirketi BP’ye sattı. İşte bu petroller, bugün sözü edilen Kerkük petrolleriydi. Referandum yapılmadığı için, Rusya hala galip taraf olarak, Lozan Antlaşmasını imzalamadı. ABD Kongresi 1926’da aldığı bir kararla, Lozan Antlaşmasını red etti. Kerkük’ü o zaman 530 bin liraya İngiliz şirketi BP’ye satanlar, bugün de; “Kerkük hiçbir zaman Kürd kenti olmadı” diyorlar.
Geçmişte Ankara-Bağdat tercihli yapılmayan referandum, bugün Erbil-Bağdat tercihli yapılıyor. İşte, “siyaset boşluk tanımaz” diye buna derler. Irak anayasasına göre; Haziranda listeler hazırlanacak, sonbahar da da bu referandum yapılacak. Sonuçları şimdiden belli olan bu oylama, belli ki birilerini fazla kızdırıyor.
Yanlış siyaset Bağdat’tan döner.
ABD’yi zor durumda bırakmak için, Bağdat’taki Saddam yanlılarını destekleyerek, orayı yaşanamaz hale getiren dış güçlerdir. Kerküklülerin oylamada, bırak Kerküklü Kürdleri, Kerküklü Araplar bile, Bağdat yerine daha huzurlu olan Erbil’i tercih edeceklerdir. Böylece de Kerkük’ün kaderi şimdiden bellidir. Kürdleri sevenler de, sevmeyenler de kendilerini bu sonuca alıştırsınlar.
Holdingler ihale alsınlar diye, hiçbir kimsenin, başkalarının çocuklarını savaş malzemesi yapmaya hakkı yoktur. Bunun propagandası bile can sıkıcı. Ölülerin üzerinden para kazanma hayali bundan da sıkıcıdır.
Mart 2007
|