Ermeni meselesinde Türkiye aklandı mı? Türklük yeniden şahlandı mı? 301’in gölgesinde siyaset yapanlar rahatladı mı? Acaba Dink’i suçlu ilan eden hâkimler, vicdan azabı çekiyor mu? Türkiye’de bir insanın sadece Ermeni olması, ölümü hak ediyor mu? Son yolculuğunda Dink’in yanında olan, 200 bin kişinin hep bir ağızdan “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı neden ırkçıları bu kadar rahatsız etti?
Kutsal devletin, karanlık rahminden doğan çocuklar, 15–16 yaşında boyundan büyük cinayetler işliyorlar. Bu çocukların bu cinayetleri tek başına işlediklerine kim inanır? Eminim 16 yaşındaki Samast’ı sorgulayan ve yargılayan insanlar da inanmıyor. Sadece bu ve benzeri cinayetlere hukuki bir kılıf uydurup, olayı kapatmaya çalışıyorlar. Olayın asıl failleri ortaya çıkmasın diye de özel çaba harcıyorlar.
Samast’ın medyadaki resimlerine baktığımızda, hiç de 16 yaşında göstermiyor. En az 19–20 yaşında gösteriyor. Acaba savcı Samast için kemik muayenesi istedi mi? Samast’ı televizyonda gören babası hemen karakola koşuyor, “katil zanlısı benim oğlum Ogün’dür” diyor. Bunu hiçbir baba yapmaz, önce oğlunu bulmaya ve gerçeği öğrenmeye çalışır. Acaba savcılar babasının cinayetle ilgisini araştırdılar mı? 16 yaşındaki bir çocuk, canı sıkıldığı için, Trabzon’da tabancasını alıp, gelip İstanbul’da Hrant Dink gibi bir insanı tek başına vuramaz. Ayrıca üzerindeki elbisesini ve beyaz beresini değiştirmeden suç aleti tabancasını beline takıp beş parasız geri evine dönemez. Belli ki olayı tezgahlayanlar Ogün’ü kurban vermişler. Peki neden Ogün 17552 faili meçhul katillerin arasına alınmadı? Tezgahtarlar Ogün’ü ele vererek bir mesaj mı vermeye çalışıyorlar?
19 Ocak 2007 de Hrant Dink öldürülüyor. 23 Ocak günü toprağa verilirken, cenazeye katılan 200 bin kişi hep bir ağızdan “Hepimiz Ermeniyiz” sloganını atıyor. Bu slogana Türk ırkçılar rahatsız oluyor. En çok da Ağar ve Bahçeli gibi Ermeni kökenliler rahatsız oluyor.
Bildiklerinizi bir yoklayın, Almanya’nın Solingen kentinde, Alman ırkçılar beş kişilik Türk bir aileyi yaktıklarında, bütün Solingen halkı oradaydı, hep bir ağızdan “Hepimiz Türküz” sloganını atıyorlardı. O zaman bu slogan Türk ırkçıların çok hoşuna gidiyordu. Bugün neden bu kadar sinirliler, anlamak zor.
Hrant Dink, 13 Şubat 2005’te Agos gazetesinde yazdığı bir makalesinde, Atatürk’ün manevi kızı “Sabiha Gökçen Ermenidir” diye yazdığı için, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 301’den dava açtı, Türklüğe hakaretten 6 ay hapis cezası verildi. Bununla kalmadı, asayişten sorumlu Vali Yardımcısı, Dink’i makamına çağırarak, bunu ispatlamaya davet etti. Belgeler sunulduğunda, o anda odasında bulunan ve kim oldukları bilinmeyen bir bay ve diğeri bayan iki kişi ile birlikte, Dink’i tehdit etti.
Bu 301’inci madde nedir? Kimleri cezalandırır? Kimleri korur? Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu maddenin koruması altında mı? Mesela, birileri Çerkez kökenli Baykal’a veya Pontus Rum kökenli Ali Topuz’a hakaret etse, bu 301 kapsamına girer mi? Veya Ermeni kökenli Ağar ve Bahçeli de bu maddenin koruması altında mı? Yoksa, uygulamada suçtan ziyade suçlu mu önemli?
Mesela, 1990 yılında, Zaman Gazetesi’nin kare bulmacasında “Ehlisünnet olmayan sapık bir mezhep” diye bir soru vardı. İkinci günkü açıklamasında “Alevilik” diye yazıyordu. Ben o zaman, bir alevi olarak, bunun şahsıma bir hakaret olduğunu iddia ettim ve dava açtım. O zaman, bir Sivaslı da dava açmıştı. Maalesef ikimiz de davayı kayıp ettik. Hâkimler bunu hakaret saymadılar.
Hatırlarsınız; bir TV kanalında, sunucunun biri, yanına gelen bir bayana; “o ne kız, babasından hamile kalmış Alevilere dönmüşsün” dedi. Belli ki, savcılar bunu da hakaret saymadılar.
Bir diğer olay, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, “Kerkürtler” demişti. Bu haber bütün medyada yer aldı. Savcılar, bunu da hakaret sayıp dava açmadılar. Ama savcılar için, “Sabiha Gökçen Ermenidir” sözü Türklüğe hakaret sayılıyor.
Görülüyor ki, Türkiye’de ırkçı ve şoven kültür, kutsal devletin tek koruyucusu haline gelmiş. Ne yaparsan yap, ben bunu kutsal devlet adına yaptım dersen, Ogün Samast gibi, devlet görevlileri seninle hatıra resim çektirme yarışına girerler. Demokratik kitle örgütleri toplanıyor ve 301’de “Türklük” mutlaka korunmalıdır, kararını alıyorlar ve bu kararlarını hükümete bildiriyorlar.
Ekim 2006’da Dink Davası İnsan Hakları Mahkemesinde döndüğünde, hükümet bu maddeyi değiştirmek istemişti. Ana muhalefet lideri Baykal; “Ben Türklüğe hakareti özgür bırakamam” diye feryat ediyordu. Eğer bu yasa o zaman değiştirilseydi, ortalık yumuşayacaktı ve bugün Hrant Dink yaşayacaktı. Ortalığı geren Baykal, Dink’in ipini çekmiştir. Baykal, ırkçı tavırlarıyla Dink’in ipini çektikten sonra, yardımcısı Onur Öymen de, “Canım onlar da bizim diplomatlarımızı öldürmüştü, cenazesine de kimse katılmamıştı” gibi yüzsüzce bir CHP görüşü açıklıyordu.
Derin devlet var mı? Demirel, Ecevit ve Erdoğan gibi başbakanlık yapmış olan vatandaşlar, olduğunu söylüyorlar.
11 Şubat 2007 tarihli Sabah Gazetesi’ndeki Yavuz Donat’a ait yazıda, Konya’nın delilerine yeşil cüppe ve yeşil sarık bağlayıp “şeriat isteriz” sloganını attıranlar aranıyor. Son 5 yılda 58 çete yakalandı. Eroin Çetesinden, Hamam Çetesi’ne kadar değişik suç örgütleri. Bunların içerisinde mutlaka subay ve polis de var. Binden fazla insan yakalandı. Ama şu anda içeride birkaç kişi kaldı. Hatta bazı iyi çocuklara, devletin yüksek katlardaki sahipleri hemen sahip çıktı. İçeride olanlara öpücükler gönderildi. Yemin törenlerini medyada izledik. Ellerinde, 13900 kişilik kabarık bir hainler dosyası olduğunu söylüyorlar. Kudüs Mitingi ile 12 Eylül’ün davetiyesini hazırlayan Konya Eski Belediye Başkanı Keçeciler susmaya devam ediyor.
Derin ve karanlık ilişkilerle donatılmış kutsal devlet görevinin başında biz ve ötekiler, hainler ve vatanperverler deyimleri gırla gidiyor. Bir özdeyişle sözlerimi bitirmek istiyorum: “Zulüm ile abad olan, ahiri berbat olur”
Şubat 2007 |