|
Osmanlı işgalindeki Balkanlarda, ulusal ayaklanmalar, Osmanlıyı zor durumda bırakıyordu. 19 yy sonlarına doğru, Osmanlı balkanlardan tamamen çekilmişti. Osmanlı Avrupa’daki zengin haraç alanlarını, kayıp ettiği gibi, buralardaki köle pazarlarını da kayıp etmişti. Artık asker bulmakta zorlanıyordu. İdrisi Bitlisi aracılığı ile Osmanlılaşan Kürdler de, Osmanlıya asker vermedikleri gibi yapılan antlaşma gereği, haraçta vermiyorlardı.
Bu koşullar altında, tahta Abdul Hamit çıktı. Sarayın sözü dinlenir danışmanları da müttefik Almanlardan oluşuyordu. Alman danışmanların da tavsiyesiyle, Hamidiye Süvari Alayları oluşturuldu.
Bu biraz da Rusların oluşturduğu Kazak Süvari Alayları örnek alınarak yapıldı. Osmanlı’ya asker olmayan Kürdleri, kendi özel koşulları içerisinde, Osmanlıya bağlı bir orduya dönüştürdüler. Hamidiye Süvari Alaylarına Müslüman Kürd aşiretleri, Kara papaklar ve Arapları aldılar. Kızılbaş, Ezidi ve Dürzî gibi, Müslüman olmayan Kürd aşiretlerini almadılar. Çünkü Abdul Hamit’in fikri sadece Kürdlerden bir ordu oluşturmak değildi. Aynı zamanda Hamidiye Süvari Alayları vasıtasıyla, Anadolu’yu İslamlaştırmaktı. Çünkü Osmanlı Hıristiyan topraklarını kayıp etmişti ve bu durumun başka gayri Müslim toplumlara örnek olmasını da istemiyordu. O sıralarda, Anadolu nüfusunun yarıya yakını gayri Müslimlerden oluşuyordu. Kürd toplumu Müslüman ama dindar değildi.
Hamidiye Süvari Alayları sahibi olmak, o aşirete birçok avantajlar sağladığı gibi, sırtını Osmanlıya yaslayarak, çevre aşiretlere üstünlük sağlıyordu. Toprak kullanımı, vergi muafiyeti, para yardımları, ordunun masraflarının devlet tarafından karşılanması ve üstünlük yaratmak isteyen bazı Kızılbaş ve Ezidi aşiretleri bu alaylar için müracaat ettilerse de kabul edilmediler. Ancak bu müracaat sahiplerinden bazıları, onbaşı rütbesiyle deneme süresine tabii tutuldular. Buna rağmen daha sonra bunlardan hiç biri alınmadı. Hamidiye Süvari Alaylarına at ve katır temin etmek için Osmanlı; Ezidi ve Kızılbaş aşiretlerde at ve katır gasp etti. Hamidiye’lilere bedava dağıttı. Hamidiyeliler Osmanlının koruması altındaydı ve aynı zamanda Asakiri Mansurei Muhamediye ordusunun da bir parçasıydı.
İşte bu durum, o güne kadar Müslüman ama dindar olmayan Kürdleri dindarlaştırmaya başladı.
Hatta hala Müslüman Kürdler, asker ocağının, Muhammet ocağı olduğunu söylerler. Hamidiyeliler, Osmanlının yerel yöneticilerinin denetiminde, çevresindeki gayri Müslimlere saldırmaya başladılar. Öncelikle daha azınlıkta olan Asurîler, Keldaniler ve diğer topluluklar katledildi. Mallarına Hamidiyeliler el koydular. Bu durum Hamidiyeliler sevindiriyordu. İlk büyük katliam, Botan bölgesinde Ezidi Kürdlere karşı yapıldı. Bazı tarihçilere göre on binlerce ezidinin katledildiği, bir o kadarının da kaçarak canını kurtardığını söyler. Bu katliamlar Kızılbaş Kürdlere karşı da devam etti. Mesela Elazığ’ın Baskil ilçesinin bu günkü topraklarına sahip, merkezi bugünkü Zeve olan Kızılbaş Zeve aşireti yaşıyordu. Bunların yaylada olduğu bir sırada, Osmanlıların kontrolünde Hamidiye Süvari Alayları buraya saldırdı. Ele geçirdiği insanları öldürdü, köyleri ve ormanları ateşe verdiler. Mallarını talan ettiler. Hatta Şeyhülislamın bununla ilgili bir fetvası vardır. “Kızılbaşların katli vacip, malı helaldir.”
Bu katliamların çoğu onbaşı seviyesinde olan Kızılbaş ve Ezidi Kürd aşiretleri yapıyordu. Bunlar yaranma duygusuyla, onbaşılıktan kurtulup alay olma hevesiyle, İslam’ın kılıcını, Müslümanlardan daha çok kullanıyorlardı. Bunların çoğu Müslüman oldu. Bugünkü Hanefi Müslüman Kürdlerin tamamı, o süreçte Müslüman olan Kızılbaş ve Ezidi Kürdlerdir. Her şeye rağmen bunlar Osmanlıya yaranamadılar ve hiç biride Alay seviyesine yükselemedi. Bunları yaparlarken de Alayların yararlandığı hiçbir haktan da yararlanamadılar.
Alman danışmanların projesi tutmuştu. Kürdler hızla dindarlaşıp, Osmanlıya bağımlı hale geliyorlardı. Böylece Osmanlıda rahatlamış, çünkü artık Kürdlerin hiçbir Ulusal talepleri kalmamıştı. Birbirlerine karşı katliamlara girişmişler, Hamidiye Süvari Alayları da artık kendilerini Muhammed’in ordusu olarak görüyorlardı. Bu ordunun bulunduğu alanda, hiçbir gayri Müslim ün yaşama şansı kalmamıştı. Böylece de Osmanlı Anadolu meselesini, ucuz yoldan çözme fırsatı buldu.
Hamidiye Süvari Alaylarının sayısı 65’e çıkmış, bölgede, Asakiri Mansurei Muhamediyenin önemli bir gücünü oluşturuyordu. Hamidiyeliler durumdan son derece memnundu. Sıra eskiden beri Osmanlı için çıbanbaşı olan Ermenilere gelmişti. Çünkü Ermeniler, diğer Hıristiyan uluslar gibi, Osmanlıya karşı Ulusal mücadeleye hazırlanıyorlardı. En çok ta Osmanlıyı bu rahatsız ediyordu. Öyleyse bu çıbanbaşı yok edilmeliydi. Bu iş için Hamidiye Süvari Alayları olgunlaşmış ve yeteri kadar güçlenmişti. Osmanlı Asakiri Mansurei Muhamediyenin en iyi birliklerini ve Paşalarını da bölgeye gönderdi. Çünkü Ermenilerin kolay lokma olmadığını biliyorlardı. Osmanlının kontrolünde, Hamidiyeliler Ermenilere saldırmaya başladılar. İnsanları katlediyor, mallarını talan ediyorlardı. Savunma refleksliye Ermeniler de dağa çıktı ve karşılık vermeye başladılar. Hamidiyelilerin sıkıştığı yerde Omsalı ordusu devreye giriyordu. Bir süre sonra çatışmalar, Ermeniler ile Kürdler arasında kan davasına dönüştü. Karşılıklı birbirlerini katletmeye başladılar. Ermenilere karşı kan davasına dönüşen çatışmalar, Kürdleri iyice dindarlaştırdı. Ama Osmanlının amacı başkaydı. Bunu için provokasyonlar bile yapıyordu. Osmanlı Ermenilere karşı tam bir yok etme harekâtı başlatmıştı. Osmanlıların Ermenilere karşı yaptığı bir soykırımdır. Kürdler ile Ermeniler birbirlerine karşı katliam yapmışlardır. Her ne kadar 1915 Ermeni soykırımı kabul edilse de bugün oluşum süreci, yukarıda belirttiğim Hamidiye olaylarıdır.
Yukarıda da belirttik, Kürdler Müslüman ama hiçbir zaman dindar olmadan mütevazı yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu olup bitenlerden sonra Abdul Hamit Kürdleri dindarlaştırmış ve Osmanlıya bağlı bir toplum haline getirmiştir. Bu nedenle de, birinci dünya savaşı sırasında, Kürdler bir türlü, bu zihniyetten kurtulup ulusallaşamamışlardır. Bu gün hala bunu acısını çekmektedirler. İdrisi Bitlisiden sonra, Kürd ulusallaşmasına en büyük darbeyi Hamidiye Süvari Alayları vurmuştur.
İdrisi Bitlisi, mevki ve menfaat karşılığı, 25 Kürd mirliğini, Osmanlıya bağlamayı başarmıştır. Bu mirlikler yapılan anlaşmalar gereği, uzun süre huzur içerisinde yaşamışlardır. Ama bunların dışında kalan diğer Kürdler de aynı oranda baskı ve zulüm altına yaşamışlardır. Osmanlı da Kürdlerin sayesinde, bütün Müslüman Arap topraklarını işgal etmiş ve İslam hilafetini de ele geçirmiştir. 300 yıla yakın bir zaman bütün Arap dünyası Osmanlının işgali altındaydı. Bu ilk Osmanlı – Kürd ilişkilerinden sonra da ikinci ilişki Abdulhamit döneminde Hamidiye Süvari Alayı ile oldu.
Üçüncü ilişki ise, birinci dünya savaşı ile başlayan ve Cemal Gürsel cuntası ile pekişen bir süreçtir. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, İttihat ve Terakkiciler Cumhuriyeti Kürdlerin desteği ile kurdular. Hemen arkasından ilk kazığı da Kürdlere attılar. Tek eğitim sistemine geçerek Kürdçe eğitimi, yani medreseleri kapattılar. Bunların yerine imam hatip okullarını açtılar. Amaç bu okullarda, Kürdleri dindarlaştırmak ve Türkleştirmektir. Kürd İllerinde devlet destekli tarikatlar Türk misyonerliği görevini sürdürüyorlardı. Binlerce kuran kursu, istihbarat elemanları tarafından yönetiliyor, garnizon komutanları ve Valiler bunlardan haberdardır. Geriye kalan Kürd çocuklarını da sayıları 700 den fazla olan Yatılı Bölge Okullarında, işini bitiriyorlardı. Bu okullardan mezun olanların çok azı, Üniversitelere girebiliyor. Bu nedenle de Kürd İllerinde Üniversiteli oranı çok düşük, zaten bu okulların amacı da sadece Kürd çocuklarını dindarlaştırmak ve Türkleştirmektir. Yani bunların görevi misyonerlikti.
Bu olup bitenlere itiraz eden, Kürdlerde devlete karşı çıktıkları için, katliamlardan ve işkencelerden geçirildiler. Cumhuriyeti kuran Osmanlı Paşaları, 1925’ten beri Kürdlere karşı savaşı sürdürüyorlar. Karadeniz Pontus Rumları bitti, Ermeniler bitti ama Kürdler bir türlü bitmedi. Bu durum Paşaların canını çok sıkıyordu.
Sonunda Cemal Gürsel cuntası oturdu, derin ve uzun vadeli hesaplar yaptı. Zaten yönetime el koyar koymaz, Sivas’taki cunta kampına 550 Kürd elitini çoktan toplamışlardı. Cemal Gürsel ve İsmet İnönü, biri Alevi diğeri Müslüman her ikisi de Kürd. Bunlar oturdular Kürdlerden kurtulma projesini hazırladılar. Projenin temelini inkâr ve imha oluşturuyordu. Buna ek olarak, bu güne kadar yapılan uygulamalar sürmeliydi.
Neydi bu uygulamalar? İslamlaştırma ve Türkleştirme hızla devam etmeli. Uygulamalara karşı çıkanlara ise devletin gücü gösterilmeliydi. Bu İslamlaştırma projesine Alevileri de dâhil ettiler. Bunu için ilk iş olarak, Cemal Gürsel Doğu İlleri ve Varto tarihi diye Alevilikle alakası olmayan saçma bir tarih kitabı yazdırdı. Kitabın ön sözünü de kendisi yazdı. Bu ön söz tam anlamıyla bir diktatörün saçmalarından ibaretti. Alevileri İslamlaştırırken de, Aleviliğin Hz. Ali ile başladığını iddia ediyorlardı. Günümüzde birçok Alevi bu saçmalığa inanmakta ve kendisini gerçekten en iyi Müslüman saymaktadır.
Sonuç olarak, Kürdleri inkâr ve imha projesinin baş mimarı, biri Müslüman diğeri Alevi olan iki Kürd kökenli, Türk Paşası idi. Bunlardan biri İnönü diğeri Gürsel. Bu Paşaların saçma teorilerine, ne yazık ki hala milyonlarca Alevi ve Kürd inanmaktadır. İşte, katiline aşık olmak buna derler.
Not: Umarım bu yazı değerli okuyucum Ares Simavoryan için de cevap oldu. Ayrıca değerli Simavoryan biz yüz yıllık bir tarihi yazıyoruz, şanslıyız çünkü bunun hala canlı tanıkları var. Birde Osmanlı vergi arşivlerine baktığımızda, kimin kim olduğu, çok net bir biçimde anlaşılır.
Ağustos 2008 |