|
Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde, Ankara çok önemli iki operasiyona şahit oldu. Birisi Maraş ve Antep’te el kaideye yönelik operasiyonda iki kişi öldürüldü, bazıları da tutuklandı ve harekat donduruldu. Bir süre sonra, yargıçlar ölenlerin asıl suçlular olduğunu, diğerlerinin olayla alakalı olmadıkları gerekçesiyle tahliye edecekler. Ben daha önce de yazmıştım. Devlet Kürt illerinde yeni ve adı konmamış İslami bir örgütlenme çalışmalarını yürütüyor. Şimdi adı da belli oldu. “Türk el Kaide”. Daha önce de Türk hizbullahı kurdular, binlerce faili meçhul ölümden sonra işi bitince tasfiye ettiler. Asıl Hizbullah, Türk Hizbullah ile hiçbir alakalarının olmadığını defalarca açıklamıştı. Önümüzdeki dönemde milli Gladio’nun, Türk el kaide’ye şiddetle ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle operasyon dondurulmuştur.
İkinci operasyon ise milli Gladiyo (Ergenekona) karşı yapılmıştır. Burada emekli General Veli Küçük ve arkadaşları tutuklandılar. Son zamanlarda hangi lüzumsuz taşı kaldırsanız, altında Veli Küçük çıkıyor. Susurluk, Şemdinli ve daha birçok önemli olayın içinde Veli Küçük var. JİTEM’ci Cem Ersever’in arşivi emekli General Veli Küçük’ün evinde çıktı. Milli Gladio’nun bütün kesimler içerisinde örgütlü olduğu ve hatta bazılarının yönetim kadrolarının Milli Gladion’un adamı olduğu söyleniyor. Bazı söylentilere göre, eğer Milli Gladion’un üzerine gidilse, izleri devletin üst katlarına kadar çıkabileceği söyleniyor.
Peki Gladio nasıl bir örgüttür? Ne zaman ve niçin kuruldu? NATO’nun 16 ülkede komunizme karşı kurduğu, ordu içerisinde yerleşik gizli ordudur. Amacı, komunist gerilla hareketlerine karşı kontr gerilla faaliyetlerini yürütmek. Türkiye 1952’de NATO’ya üye olunca kuruldu. Cemal Gürsel cuntası döneminde de Türkiye’de millileşti.16 ülkedeki bu yerleşik gizli ordu bir merkezden yönetiliyor. Ancak bu gizli ordular, asıl amaçlarının dışında, ülkelerindeki siyasi erki, demokrasi ve insan haklarıyla de ilgilenmeye başladılar. Bu nedenle Gladio 14 ülkede tasviye edildi. Gladio varlığını sadece Almanya ve Türkiye’de sürdürmektedir. Türkiye’de Cemal Gürsel cuntası döneminde millileşen Gladio, Kenan Evren cuntası döneminde Ergenekon adını aldı.
Gladio’nun ilk eylemi, 6-7 Eylül olaylarıdır. 6-7 Eylül 1956’da Kıbrıs meselesinde Londra’da bulunan Fatin Rüştü Zorluyu desteklemek üzere, Celal Bayar ve Menderesinde haberdar olduğu, İstanbullu Rumlara karşı yapılan eylemdi. 1 Mayıs 1977 Taksim Olayları, birçok toplumsal olaylar ve darbelerin hazırlayıcısı olmuştur. Asıl Gladio ordunun içerisinde, gizli bir ordudur. Darbeyi yapan generaller hep genç subayların baskısı altında olduklarını söylemişlerdir. Kendilerinin de bir zamanlar genç subaylar olduklarını unutmuşlardır. Yahut ta hatırlamak istemiyorlar.
Kenan Evren cuntası bütün güçleri ve örgütleri tavsiye etti. Sadece Erbakana bağlı Akıncılar Grubuna dokunmadı. Çünkü onlara 20 yıl sonra, Türkiyenin yönetimini teslim edecekti. Erdoğan ve ekibini o zamandan beri yönetime hazırlıyorlardı. Bugün Erdoğan bağırıyor: “Ben dindar değilim” diyor. Erdoğan sadece bunu doğru söylüyor. Çünkü dini karanlık amellerine alet ediyor. Erdoğan asla bir şeriat devleti istemez, çünkü onun ağabeyleri generaller istemez. Türkiye bir İran’a dönüşürse, batının sırt çevirmesiyle kaç ay dayanabilir?
Ergenekon 12 Eylül’den sonra bütün faaliyetlerini Kürdleri tavsiye ve asimile etme gibi bir alanda kullandı. Burada özellikle resmi görüntülü illegal işler yaptılar. Köy yakma, göçe zorlama, faili meçhul cinayetler, işkence ve provakatif eylemler yaptılar. Amaç; Kürdleri bıktırmak, korkutmak, kişiliğini değişime uğratmak ve toplumsal dokusunu bozmak. Böylece teslim almaktır. Bu zaten yüz yıldan beri devam eden, Cumhuriyetin temel amacıdır. Bu iş için, Ecevit arşivinde ortaya çıkan belge ve daha niceleri. Cumhuriyetçiler bu amacına ulaşmak için, 1925’ten beri faşizan bir biçimde devam ediyor. Yöneticiler en alt kademeden en üst kademeye Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı koordineli çalışır. Onun için Ergenekonun her eyleminde, devletin üst katları haberdardır. Köşk, hükümet ve Genelkurmayın görünen çelişkisi, sadece kocaman bir şikedir.
Türk Hizbullah, Türk El Kaide ve daha bir çok örgüt ve çetelerden oluşan Ergenekon, ABD tarafından adım adım takip ediliyor. Ergenekon, ABD’nin bölge politikalarına bile taş koymaya başladı. Bu nedenle ABD Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay ikinci Başkanını Vaşington’a çağırdı. Bunlardan Ergenekon ve yan örgütlerinin tavsiyesini istedi. Bunlar da göstermelik bazı operasyonlar düzenlediler. General Veli Küçük ve çetesi, Türk El kaide ve diğer yan örgütlerden bazılarını topladılar.
Ama Türkiye şimdilik Ergenekonu tasviye etmek istemiyor. Çünkü Kürd asimilasyonu Ergenekon’a havale etmişler. Ordu içerisindeki bu gizli ordu, 25 yıldan beri görevinin başındadır. Hala başaramadığı için de görevini sürdürmesi gerekiyor. Ayrıca Ergenekonu tutuklamalarla tavsiye etmek gerekirse, belki Başbakanı bile tutuklamak gerekiyor. En azında suçluya yardım ve yataklıktan. Yani kısacası devlet Ergenekonsuz olamaz. Ergenekon’un çalışmalarından her zaman Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı haberdardır. Sorumluluk derecesindeki görevlileri tanır ve bilirler. Öyleyse Ergenekon’un bir parçasıdırlar.
ABD Ergenekon’un Türkiyede bir darbe ortamı hazırladığından haberdardı. Ama Türkiyede askeri bir darbeye tahammülü yoktur. Bunu AB de istemiyor. Ergenekon ABD’nin bölge politikalarından ve özellikle Kürd politikalarından sürekli sorun yaratıyordu. İşte bu durum ABD’yi çok rahatsız ediyordu. Bu nedenle ABD Başbakan ve Genel kurmay ikinci Başkanından Ergenekonun tasviyesini istedi. Her türlü bilgi ve belgeyi ve her türlü yardımı yapacağına dair söz de verdi.
Lakin Kürd sorunu var olduğu sürece, Türkiye’nin Ergenekona ihtiyacı var. Bir zamanlar Meclisin bile ifadesini alamadığı, emekli General Veli Küçük ve arkadaşları tutuklamalarda Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt bu işin içerisinden çıkmanın yollarını arıyorlar. Eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu’nun söyledikleri çok ilginç. Abdullah Öcalan ile ilgili, elindeki belgeleri, meclisteki ilgili komisyona vermeye hazır olduğunu söylüyor. Ama Meclisten ve Hükümetten çıt çıkmıyor. Bunların hepsi de gösteriyor ki, devlet şimdilik bir bütün olarak kendi Ergenekonuyla hoş, ondan vazgeçmek istemiyor.
Önce Ergenekon operasiyonu ile ilgili haber yapmayı yasakladılar. Sonra bütün toplumun en duyarlı konusu olan başörtüsü meselesini ortaya attılar. Hükümet bunun için bir Anayasa değişikliğine gitti. Halbuki şu sıralarda buna hiç de gerek yoktu. Çünkü zaten yeni bir Anayasa hazırlanıyor. Baş örtüsü de yeni Anayasanın münasip bir yerine, münasip bir biçimde yerleştirilebilirdi. Toplumun dikkatlerini Ergenekondan uzaklaştırmak için bu yola başvurdular. İktidar, muhalefet ve Genelkurmay hep anlaşarak bu işi yaptılar. Doğrusunu söylemek gerekirse başarılı da oldular. Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliğni onayladı, ama referanduma göndermedi. CHP hemen Anayasa Mahkemesine dava açtı. Yarın Anayasa Mahkemesi, Anayasanın ruhuna aykırılıktan bu değişikliği iptal ederse ben şaşırmayacağım.
Sonuçta vatandaşlar da dahil herkes kazançlı çıkacak. Yarın genel seçimlerde, Erdoğan ben kefeni giydim, yola düştüm, ama olmadı. İnşallah bir başka bahara, tabii ki sizin desteğinizle. Böylece de oyları toplayacak. Baykal da ben göğsümü siper ettim, laikliği deldirmedim, tabii ki daha güçlü olmak için oylarınıza ihtiyacım var. Böylece de herkes kazançlı çıkacak. Asıl hasılatı da Ergenekoncular kaldıracak. Çünkü başörtüsünün altında Ergenekoncular arazi oldu. Onları artık hiç kimse bulamaz. Vatandaş mı; onlar çoktan unuttular.
Fakat benim unutmadığım bir konu var. Bu Erdoğan, başörtüsü için Anayasa değişikliğine giderken ve bunu demokrasi adına yaptığını söylerken, acaba neden mahkeme karalarını uygulamayı düşünmüyor? Hani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin din dersi mecburiyetinin kaldırılması kararı vardı ya, işte ben onu kast ediyorum. Acaba Erdoğanın bu kararı uygulaması demokrasiye aykırı mı?
Zavallı Baykal ve çevresi, topyekün bir Başörtüsü savaşı içerisindeydiler, onun için onların aklına gelmez, böyle bir talepte bulunmak. Başörtüsü yandaşları, gelin hep birlikte Başbakanlığa yürüyelim. Başbakandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin din dersi mecburiyeti kararını uygulamasını isteyelim. Gelin hep birlikte Ergenekonu unutmayalım. Gelin hep birlikte Veli Küçük’ün ifadesini bile almayan meclisin iradesizliğini haykıralım. Gelin hep birlikte, birinin diğerinin hakkına saygılı davranmasını talep edelim. Eğer Müslüman bir ülkede İslami gereklere göre yaşama özgürlüğü savunuluyorsa, bunun nedenlerinin hesabını soralım. Ergenekonun türbanın altında gizlenmesine sebep olmayalım. Yoksa yarın emekli General Veli Küçük türbanlı bir şekilde hapishaneden çıkabilir. Ondan sonra da vicdan azabı çekeriz.
Türbanın hazırlanacak yeni Anayasada, yaşamın her alanında kullanılabilmesi için açıkça yer alması gerekiyor. Anayasa halkoyuna sunulmalı, böylece de herkes rahatlayıp yerine oturmalı. Bir daha da Veli Küçük’ler türbanın altına gizlenmemeli.
Mart 2008
|