Altı aydan beri koma halinde olan Ecevit öldü ve 11 Kasım Cumartesi günü de cenaze töreni vardı. Bir haftalık hazırlıklar boyunca, basın o kadar Başbakan Ecevit’i methetti ki, insanlar öteki Ecevit’i unuttular. Elbette bir ülkede başbakanlık yapmış bir insan için de şanına yakışır bir cenaze töreni gerekiyordu. Cenazeyi askerler omuzlarda taşıdılar. Bütün gözler yaşlı, insanlar yasta idi. Devlete bu kadar hizmet etmiş olan Ecevit’i şanına yakışır bir törenle devlet mezarlığına gömdüler. Tabii ki, bunların hepsi Başbakan Ecevit içindi.
Ya öteki Ecevit?..
Bu hengâmenin içinde ben de öteki Ecevit’i düşünüyordum ve ağlayan insanların haline gülüyordum. Çünkü olay o kadar vahimdi ki, bunlara gülmekten başka yapılacak bir şey de yoktu. Bu insanlar ne çabuk öteki Ecevit’i unutmuşlardı, hayret ettim...
Öteki Ecevit 1979’da Başbakan iken, dönemin Belçika Başbakanı başkanlığında, Başbakan Ecevit’i üç kişilik bir AB heyeti ziyaret etti. Türkiye’yi hemen AB’ye üye yapmak istediler. Çünkü AB, Türkiye’de darbe kokuları alıyordu. Türkiye’yi bir darbeden korumak için bunu yapmak istiyorlardı. Ecevit hiç düşünmeden bu teklifi red etti. ”Biz daha ulusallaşmamızı tamamlayamadık, bu nedenle hazır değiliz” dedi. 12 Eylül sorumlularından birisi de Ecevit’tir. Aylarca Cumhurbaşkanı seçimine engel oldu. Sonuç ortada.
Peki kimdi bu öteki Ecevit?
Kim olacak canım, şu 1978 yılında Başbakan olan Ecevit. Maraş’ta olaylar başladı. Devlet beslemesi faşistler Alevi vatandaşlara saldırdı. 1974’te Başbakan olan ve bir saatte Kıbrıs’a çıkarma yapmakla ünlenen Ecevit, 1978’de Maraş’a üç gün giremedi veya girmek istemedi. Bu süre içerisinde devlet destekli faşistler, tam 1154 Alevi vatandaşımızı katlettiler. Evlerini ve işyerlerini talan edip yaktılar. Cenazeler morglara sığmadı, mezbahanede üst üste yığıldılar. Bunların tamamı yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşuyordu. İnsanlar günlerce cenazelerini alamadılar. Olaylar burada bitmedi. Malatya, Sivas, Erzincan ve Çorum’da da Alevi vatandaşlarımız aynı olaylarla karşı karşıya kaldılar. Yine talanlar ve yine cenazeler.
İşte bu olaylarda ölenlerin, evleri yakılıp malı talan edilen alevi vatandaşlarımızın yakınları Ecevit’in arkasından ağlıyorlardı. Kimisi yüzünü tırmalıyor, kimisi saçını yoluyordu. Sizi bilmem ama ben bu unutkan ve kendisine saygısını yitirmiş insanlara güldüm.
Öteki Ecevit, hani canım şu 1999’da Başbakan olan Ecevit. Maraş katliamına karışmış faşistleri bakan yapıp birlikte ülkeyi yöneten Ecevit. Vatandaşlar Ecevit için, çok dürüst bir devlet adamıydı, hiç rüşvet yemedi diyor, ağlıyorlardı. Ecevit rüşveti kimin için yiyecekti? Bir amcasıoğlu bile yoktur. Yiyeceği rüşvet bugün Mehmetçik Vakfı’na kalacaktı. Acaba çişini tutamayan Ecevit için, Başbakanlık koltuğu en büyük rüşvet değil miydi? Rahşan Hanım, günde iki kere Başbakanlıkta altını değiştiriyordu.
Üçlü koalisyon da, Ecevit’in gölgesinde deveyi hamutu ile yutuyordu. Daha sonra, bu bakanların çoğu yargılandı ve ceza giydiler. Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet olayları bu dönemdedir.
Bu dönemde bir başka olay yaşandı ki, dünyada eşi benzeri yoktur. 22 Banka bir günde iflas etti. Geride tam 54 milyar dolar borç bıraktılar. Bu banka sahiplerinden ve yöneticilerinden hiç kimse ceza bile almadı. Şimdi bu borçlar faizleriyle birlikte, bizim ödediğimiz vergilerden ödeniyor. Yani bizler ödüyoruz. Bu büyük soygun, Ecevit’in Başbakanlık koltuğuna yapışık olduğu dönemde oldu. Ecevit, Başbakan olarak bu soyguna göz yumdu. Cenaze töreninde ağlayan herkes, Ecevit tarafından borçlandırılmış insanlardı.
Hayata dönüş operasyonunu unutmayalım. Bilindiği gibi, 2002 yılında, Ecevit’in Başbakanlığı döneminde, devlet topuyla, tüfeğiyle cezaevlerine saldırdı. Sonuç; 220 ölü ve yüzlerce yaralı. Can güvenliğinden devletin sorumlu olduğu insanlar, Başbakan Ecevit’in saldırılarında can veriyordu. Ecevit; “hapishaneleri denetleyemeyen devlet, dışarıyı da denetleyemez” diyordu. Denetlemenin bedeli ise, yakılan yıkılan hapishaneler ve 220 ölü. Dilim söylemeye varmıyor ama, bu mahkumların yakınları da Ecevit’e ağlıyorlardı. Garip ülkenin, garip insanları, kime ne diyebiliriz ki?
Askerler cenaze törenine tam kadro katılacaklarmış, cenazeyi de onlar omuzlarında taşıyacaklarmış. Bu da bir başka gariplik. 12 Eylül’de Anamuhalefet Partisi lideri olarak Ecevit’i kelepçeleyerek cemse ile hapishaneye taşıyan askerler, şimdi de cenazesini omuzlarda taşıdılar. Bu da, tam türkiş asker usulü cenazeye sahiplenmedir. Bu bir danışıklı dövüş değil mi?
12 Eylül’ün başı, faşist General Kenan Evren’de cenaze törenindeydi. 12 Eylül’de yönetimi ele geçirdiğinde, Ecevit’i ihanetle suçluyordu. Bu ne hıyar, bu ne turşu? Anlayana aşk olsun.
Başbakan Ecevit’in arkasında ağlayan insanların, bana göre biraz da timsahın gözyaşları gibi geldi. Çünkü Ecevit birinci parti ve Başbakan olarak, 3 Kasım 2002’de
erken seçimlere gittiğinde %1 bile oy alamadı. Demek ki, Başbakan Ecevit’i sevenlerin oranı %1 bile değil, gerisi yalan. Doğrusu, Türkiye insanının propaganda bombardımanı karşısında, nasıl hemen şekil değiştirdiği ve ortama uymaya çalıştığını gösteriyor. Kendisine saygısını kaybetmiş bir insan, her şeyini kaybetmiş demektir. Başka ne diyebiliriz ki?
Acaba öteki Ecevit’in ölümüne bu ülkede kaç kişi üzüldü, bunu bilmiyorum. Ama öteki Ecevit’in, Kürdzade Mustafa Efendi’nin torunu olduğunu, dolayısıyla Kürd olduğunu kendisi ölmeden kısa bir süre önce itiraf etti. Bunun üzerine Demirel de “yaptığımız araştırmalarda, Ecevit’in Dersim sürgünlerinden” olduğunu söyledi. Alın size öteki Ecevit, Alevi ve Kürdlere karşı duran Ecevit.
Burada herkes Başbakan Ecevit’in arkasından ağladı ama, kefenin rütbesi olmaz. Maraş, Malatya, Sivas, Erzincan ve Çorum’da, Ecevit’in ölümüne sebep olduğu insanlar, hapishanelerde Ecevit’in saldırısında yaşamını kaybeden insanlar, 12 Eylül’ün zulmünü yaşayanlar, hepsi bir arada Ecevit’in yolunu gözlüyorlar. Öbür dünyada devlet mezarlığı da yoktur. 11 Kasım 2006 tarihinde Ecevit bunlarla yüzleştiğinde, acaba ne diyecektir. Ecevit, aptal insanların şanslı ölülerinden biri olabilir. Ama, yolunu bekleyenlerin de olduğunu unutmayalım.
Kasım 2006 |