Uzun zamandan beri herkesin heyecanla beklediği, Hizbullah Örgütü ile ilgili gerekçeli karar, nihayet Mart ayı sonunda Diyarbakır Mahkemesi tarafından açıklandı. Bol idamlı, ince oyunlarla dolu siyasi bir karardı. Hukuk dışı, insafsızca bir mahkeme kararı olduğunu söylersek daha insaflı olur. Bu karar ileride Kürd halkının başına çok belalar açacak gibi görünüyor. Çünkü biz bu oyunları çok gördük.
Bilindiği gibi, Hizbullah Örgütü 1990’ların başında, derin devlet tarafından PKK’ ye karşı kuruldu. Bu görüş mahkeme kararında yer aldığı gibi; daha önce de bir çok yetkili tarafından da açıklanmıştı. Bu nedenle, bu Hizbullah’ın İran destekli asıl Hizbullah ile hiçbir alakası yoktur. Bunu asıl Hizbullah defalarca resmen açıkladı. Türk Hizbullah’ı, derin devlet tarafından PKK’ ye karşı kurulan İslami eğilimli bir örgüttür.
Örgütün lideri Hüseyin Velioğlu, İstanbulda bir baskında öldürüldü. Böylece de Hizbullaha karşı bir dizi operasyon başlatıldı. Onlarca örgüt elemanı öldürüldü ve yüzlercesi de yakalandı. Örgütün, kendi iç meselelerinden dolayı infaz ettiği bir çok yandaşının da cesetleri ortaya çıkarıldı. Bunların hepsini polis, sanki kendi eliyle koymuş gibi teker teker çekip alıyordu. Açıklanması istenen birçok faili meçhul cinayet aydınlandı. Hala birçoğu da aydınlanmayı bekliyor. PKK yandaşı olduğu iddiasıyla bir çok Kürd aydınının Hizbullah tarafından öldürüldüğü biliniyor.
Namuslu, dürüst ve Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu ve günahı olmayan ülke evlatlarını derin devlet, kendi isteği doğrultusunda örgütledi. Birçok cinayet ve suç işlemesine göz yumdu. İşi bitince de, hepsini bir günde topladı ve hukuk dışı yöntemlerle ve uyduruk suçlamalarla da dolu gibi ceza yağdırdı. Bunların tamamına yakını da alt tabakadan fakir aile çocuklarıdır. Açıklanan mahkeme kararlarına baktığımızda, derin devletin Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu olmayan bu insanlarla, daha işinin bitmediği anlaşılıyor. Karar, bu insanları başka bir biçimde ve başka bir alanda değerlendirileceğinin sinyalini veriyor. Zaten, derin devletin çoktan beri bunun hazırlıkları içerisinde olduğu biliniyor.
Karar şöyle; “Her ne kadar PKK’ye karşı oluşturulan bir örgüt olsa da yaptığı eylemler PKK’ye yaramıştır. Hizbullah, şeriata dayalı bağımsız bir Kürdistan kurmak istiyordu.” İşte mahkemenin bu icadı, aspirinin icadından çok daha önemli bir icattır. Başta Hizbullah’ın, sonra da Kürdlerin, mahkemenin bu icadını dikkatle izlemeleri gerekiyor. Aslında bu icat, derin devletin icadıdır. Mahkeme kararıyla bunu insanlara kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu konuda Hizbullah’ın da, Kürdlerin de uyanık olmaları gerekiyor. İleride önlerine çıkacak derin provokasyonlara gelmemeleri gerekiyor.
Bilindiği gibi Kemalistler, 1924–1950 yılları arasında, Kürdlere karşı imha saldırılarında batının desteğini almak için, Kürd taleplerinin şeriatçı talepler olduğunu söylüyorlardı. Böylece de, batılılar Kürdlere karşı üç maymunları oynuyorlardı. Böylece de Kemalistler, temyiz hakkı olmayan mahkeme kararlarıyla, sıra sıra darağaçları oluşturuyorlardı. Bu uyduruk mahkeme kararlarıyla, infaz edilen Kürdlerin cenazeleri bile sahiplerine verilmiyordu. Zulüm arşa dayanmış, ortalıkta gören, duyan ve konuşan kimse de yoktu. Kürdlerin “Hawar” sesleri, sadece Kürdistan dağlarında yankılanıyor, dereler kan akıyor ve cansız bedenleri sürüklüyordu.
1950’de NATO üyesi olan Türkiye, bu sefer taktik değiştirdi ve batının desteğini almaya devam etti. Bu sefer de bütün Kürd hareketlerini, Moskova özlemli komunist hareketler olarak değerlendirdi. Sol gerekçe gösterilerek, arka arkaya yapılan askeri darbelerin zulmünü Kürd halkı iliklerine kadar yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Sadece Diyarbakır zindanları değil, Kürdistan’ın her köşesi bundan farksızdı. Kürd halkı hala 12 Eylül’ün zulmünü yaşıyor.
Varşova Paktı’nın dağılmasıyla, batının dünyaya bakış penceresi de değişti. Komunizm tehlike olmaktan çıkınca, insan hakları ve demokrasi batı için güncelleşti. Batı, kendi evinde zulme uğrayan 40 milyonluk Kürd halkını görmeye başladı. Halepçe Katliamı, bunu iyice su yüzüne çıkardı. Bu görüş, en çok da Kemalistlerin köşeye sıkışmasına neden oldu. Çünkü bunlar, Kıbrıs’taki yüz bin Türk için talep ettikleri hakları, 25 milyonluk yan yana yaşadığı Kürdler için görmezden geliyordu. Bu da artık batının gözünden kaçmıyor. Pek yakında, Türkiye’nin AB’ye girişinde Kürd sorununun çözümü, şart olarak Türkiye’nin önüne gelecektir. Bunun farkında olan Kemalistler, AB sevdasından bile vazgeçmeye hazırlanıyorlar. Kemalistler; Kürd sorununda taviz vermeden, mevcut statkoyu korumaya çalışırken, batı ile derin aykırılıklar ve kopuşlar yaşıyor. Diğer taraftan, 11 Eylül olaylarından sonra, İslami örgütlenmelere karşı son derece duyarlı olan batı…
Diyarbakır’daki mahkeme kararı da gösteriyor ki; Kemalistler, batının bu duyarlılığını siyasi ranta dönüştürmeye çalışıyorlar. Tabii ki, kabak yine Kürdlerin başında patlamalı… gelen bilgilere göre, derin devlet Kürdistan’ın belli bölgelerinde, Kürd gençlerini İslami motifli örgütlüyor. Şimdiye kadar, İslami taleplerin dışında herhangi bir talep ve örgüt yoktur. Diyarbakır mahkemesinin damdan düşen kararına bakılırsa, bu genç insanlar Hizbullaha aktarılacak. Şeriatçı bağımsız Kürdistan için dağlara çıkarılacak ve savaştırılacak. Dağda, derede ve vadide yine şimdiye kadar olduğu gibi Kürd gençleri imha olacak. Türkiye de şeriatçıları imha ettiği için, batıdan kaybettiği desteği ve itibarı yeniden kazanacak. Ağlayan, yine zavallı Kürd anası olacak.
Yetmez mi bu tür senaryolarla ve oyunlarla Kürd analarının ağladığı? Yetmez mi bu tür oyunlarla Kürd gençlerinin öldüğü? Daha ne kadar Kürd insanı bu tür oyunlara alet olacak? Bir kere şeriat özlemi ve inancı olan bir insanın, ulusalcı olması mümkün değil. Diyarbakır mahkemesinin Hizbullaha attığı bir iftiradır. Bugüne kadar da hiçbir Hizbullah belgesinde ve polis ifadesinde böyle bir görüş kamuoyuna yansımadı. Kürd gençlerinin kimini komunist, kimini de şeriatçı göstererek, Kemalistlerin topunun ağzına dikip, fitili ateşlemek tam anlamıyla vicdansızlıktır.
Ey Kürd gençleri;
Kim olursanız olun, ne olursanız olun, Kemalistlerin bu tür senaryolarına figüran olmayın!
Olmayın ki, artık Kürd anaları ağlamasın!
Olmayın ki, artık Kürd halkının yüzü gülsün!
Olmayın ki, siz de her genç gibi toprağın bağrına girmek yerine, ailenizin arasında mutlu bir insan olun!
Olmayın ki, Kemalistlerin oyunu boşa çıksın!
Nisan 2007
|