|
Aslında darbe geleneği, Cumhuriyetle birlikte Kemalist ordu ile başlamadı. Bu gelenek; Osmanlı ordusunda çok eskilere dayanıyor. Osmanlıya en uzun süre hizmet veren Yeniçeri ordusu, sadece Osmanlı için Baç (haraç) toplamıyordu, başka görevleri de vardı. Yeniçeriler işgal ettikleri yerlerden küçük çocukları alır köle pazarlarında satarlardı. Buradan elde edilen kazanç, köle sahibi Yeniçeriye aitti. Bu çocukları Osmanlılar satın alır, özel eğitimlerden geçirir, ondan sonra eski efendileri gibi, Yeniçeri olurlardı. Bu seferde bunlar aynı hakka sahip olurlardı. Yeniçeri ocağının temel kaynağı böyleydi.
Yeniçeriler saraya kızdıklarında kazan kaldırırlardı, yani yemekleri yemez dökerlerdi. Bu kazan kaldırmalar, birçok yöneticinin ve hatta Padişahların bile başını yemiştir. Defalarca Padişah bile değiştirilmiştir. Kazan kaldırma korkusundan, şehzadeler İstanbul dışında kalırlardı. Manisa ve Amasya şehzadelerin barındıkları şehirlerdi. Hep ölüm korkusuyla yaşayan Osmanlı şehzadelerinin hepsi ruh hastasıydı.
1826’da yeniçeri ocağı dağıtıldı. Bunlara araziler dağıtıldı, evlenme ve aile kurma hakkı verildi. Ancak bu haklar sıradan neferlere tanınan haklardı. Subay kadrosu eski görevini sürdürmeye devam etti. Bugünkü generallerin çoğu, Osmanlı Yeniçeri paşalarının torunlarıdır. Yani yönetime karşı kazan kaldıran generaller vardı. Günümüzde Osmanlı dönemindeki kazan kaldırmanın, adını değiştirdi darbe yaptılar.
Birinci dünya savaşında, cephe kaçkını Osmanlı Paşaları İstanbul a sığmaz oldular. Bir kısmı Anadolu ya geçerek 1923’te Osmanlıya karşı son kazan kaldıranlar. Bu sefer Padişahı değil yönetimin adını değiştirdiler. Apoletli ve sivil kıyafetle ülkeyi 1950’ye kadar birlikte yönettiler. Batıya yaklaşım ve NATO üyesi olma mecburiyetinden dolayı, 1950’de seçimlere gittiler ve iktidarı tamamen sivillere kaptırdılar. Baştan itibaren buna tahammülü olmayan Paşalar, bu duruma ancak on yıl dayanabildiler.
27 Mayıs 1960 da Menderes hükümetine karşı darbe yaptılar. Cemal Paşa cuntası, cumhuriyeti rektefeden geçirdi, yeni bir Anayasa hazırladı ve korktukları için Başbakan Menderesi ve iki arkadaşını idam ettiler.
22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 yıllarında, başarısız iki darbe girişimi daha oldu. Cemal paşa Cuntası, bu girişimlerden dolayı, Albay Talat Aydemir’i de idam etti.
12 Mart 1971, Paşalar; sivil hükümete eğer def olup gitmezseniz geliriz ha!.. tehditleriyle sivil hükümetin kaçıp gitmesini sağladılar. Hükümet kaçıp gidince, darbeci Paşalar kan dökmeyi, bir kademe aşağıya indirdiler. İşkence, baskı, zulüm arşa dayandı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi, birçok öğrenci kurşuna dizildi. Böylece cuntacı Paşalar halkın gözünü korkutmayı başardılar.
12 Eylül 1980 Kenan Paşa önderliğinde Paşalar, ülke yönetimine el koydular. Anayasayı rafa kaldırdıklarını söylediler, ama aynı Anayasayı ihlal edenleri idamla yargıladılar. Mahkemeler Anayasasız insanları yargıladılar, idam cezaları verdiler, Yargıtay ve mecliste bu idam kararlarını onayladı. Buna alet olan insanlar, şereflice suç işlediler, ama hala şerefsizce aramızda dolaşıyorlar.
Paşalar bu darbelerle kalmadı, 28 Şubat, 22 Temmuz, 14 Mayıs, 27 Nisan, 29 Ekim, 19 Mayıs, 23 Nisan, 10 Kasım tarihleri tamamen, Cumhuriyet Paşalarının kazan kaldırma günleridir.
Ayrıca Paşalar yaptıkları darbeleri sınıflandırmaktan geri kalmadılar. Geleneksel, modern, post modern, sanal, sert, yumuşak, sözlü, yazılı ve silahlı gibi sınıflara ayırdılar. Darbelerle ilgili bu icatların hepsi darbeci Paşalara aittir.
Gelelim 12 Eylül Kenan Evren Paşa cuntasının marifetlerine Kenan Paşa cuntası halk üzerinde tam bir terör estirdi. Terör elinde silah ve otorite olan bir teşkilatın kendisine boyun eğmesi gerektiği halde eğmeyenlere yaptığı bir şeyin adıdır. İşte Kenan Paşa terörünün faturası.
— 650 bin kişi gözaltına alındı. Yani işkenceden geçti.
—1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Devlet haini ilan edildi.
— 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
— 7 bin kişi için idam cezası istendi.
— 517 kişiye idam cezası verildi.
— 50 kişi infaz edildi.
— 171 kişi işkencede öldü.
— 444 kişi kuşkulu bir biçimde öldü.
— 14 kişi açlık grevinde öldü.
— 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
— 95 kişi çatışmada öldü.
— 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi. (gözaltında)
— 43 kişinin intihar ettiği bildirildi. (gözaltında)
—239 kişinin onaylanan idam dosyaları meclise gönderildi.
— 71 bin kişi TCK’nın 141 ve 163 maddelerinden yargılandı. (Komünist propagandası yapmak)
— 98 bin 404 kişi “ örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
—338 bin kişiye pasaport verilmedi.
— 30 bin kişi sakıncalı diye devlet görevinden uzaklaştırıldı.
— 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçtı.
— 14 bin kişi vatandaşlıktan atıldı.
— 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
— 23 bin 677 Dernek kapatıldı.
— 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
— 400 Gazeteciye 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Darbenin marifetleri bununla da bitmedi. Darbeciler önce, bütün vatandaşlara karşı topyekûn bir savaş başlattılar. Devlet terörü vatandaşın üzerine kin ve nefret kustu. Bu terörist baskılarla vatandaş korkutuldu ve sindirildi. 1984 yılından itibaren, bu sefer PKK bahane edilerek, Kürd halkına karşı devlet terörü daha da hızlandı. 1984 Aralık 2007 yılına kadar devlet terörünün maliyeti İçişleri Bakanlığının verilerine göre şöyledir.
— Terörün ekonomik faturası 300 milyar dolardır.
— 945 köy ve 2021 mezra tamamen boşaltıldı. (Yakıldı).
— 3 Milyon civarında insan, yerinden edildi.
— 21 bin 478 PKK’li öldürüldü.
— 6 bin 453 vatandaş öldü.
— 4 bin 735 asker öldü.
— 1417 köy korucusu öldü.
— 480 polis öldü.
Toplam ölü sayısı 34 bin 563 kişi.
Terör olaylarında 30 binden fazla insan yaralandı.
— 12 bin vatandaş.
— 11 bin asker.
— 3 bin 400 polis.
— 2 bin 100 korucu.
— 2 bin 100 PKK’li.
Türkiye genelinde 66 bin 325 terör olayı olmuştur.
Her darbe diğerinin aynısıdır. Aynı mantık silsilesinin ürünüdürler. Ben burada sadece 12 Eylül darbesinin yarattığı bazı tahribatları, rakamlarla vermeye çalıştım. Bu darbelerin insan ruhu ve yaşamı üzerindeki tahribatları da saymakla bitmez. Bu gün Türkiye insanı, bir ruh sağlığı heyetinden geçse, ezici çoğunluğun, rahatsız olduğunu görürüz. İnsanlardaki bireysel saldırı ve savunma refleksleri bunun açık örneğidir. Çünkü insanlar devlet aygıtına inanmıyor ve güvenmiyor. Ordu ve Yargı itibarını tamamen yitirdi. Böylece bireysel adaletini uygulama duygusu ön plana çıktı. Kendine güvenini kayıp etmiş birey, çevresinde gurup oluşturmaya çalışıyor., ya da bir guruba dahil oluyor. Böylece çeteleşme eğilimi ortaya çıkıyor. Tabi ki en büyük gurup devlet ve çete başı rolünü de devlet üstleniyor. Sonunda devlet, çete devlet oluyor. İşte darbelerin ülkeyi getirdikleri nokta burasıdır.
Dünyada adaletten sapmış, çete devletlerin uzun süre çeteliğini sürdürdüğü görülmemiş sonunda dağılmaya mahkûm olmuşlardır. Stalinist Rusya, Yugoslavya, Irak ve İspanya bunun açık örnekleridir. Türkiye’nin bugünkü durumu, bu devletlere benzemekle birlikte, daha çok Osmanlının son dönemine benziyor. Ülkeyi yöneten güçler, ya demokratikleşmenin önünden çekilirler, ya da ülkenin dağılmasına sebep olurlar.
Vatan, Millet, Bayrak naralarıyla, borçlanarak savaşı sürdürme çabaları, nafile faydası yoktur. Çünkü uygulamalarda adalet yoktur. Günümüzde adaletin olmadığı yerde toplumları bir arada tutmak, çölde hıyar yetiştirmekten daha zordur. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz insanlık tarihi boyunca “benim adaletim” diyenler kendi adaletleri içerisinde boğulmuşlardır.
Önümüzdeki süreç, yukarıdaki saydıklarımın, farkında olunduğu bir süreç olarak algılandığı bir süreç olacağına inanıyorum.
Aralık 2008
|