Nisan ayının sonlarında, 82 yaşındaki siyasetin sır çantası Necmettin Erbakan, İran’a beklenmedik bir ziyarette bulundu. Bu ziyaret herkesi şaşırttı, acaba Erbakan Hoca efendi yeniden siyasete mi döndü?
Halbuki Hoca ne yaptığını çok iyi biliyordu, kendisine verilen bu kutsal görevi mutlaka eksiksiz yerine getirmeliydi, çünkü bu Ankara için hayat, meyat meselesiydi.
Hoca Ankara’ya döndüğünde görevini eksiksiz yapmanın mutluluğunu yaşıyordu. Çünkü Hoca; Tarhan’da çok gizli koşullar altında yaşamını sürdüren, Irak’taki Mehdi ordularının başkomutanı Şii lider Mukteda El Sadr’ı Ankara’ya daveti kabul etmeye ikna etmişti. Ayrıca hiçbir sorun çıkmayacağı konusunda da kendisine garanti vermişti. Zaten Hoca bu konuda Ankara’daki yöneticilerden daha önce garanti almıştı. Genelkurmayın da bundan haberi vardı. Cumhurbaşkanı Abdullah gülün başaramadığını, Erbakan hoca efendi başarmıştı. Hoca efendiden önce, Tarhan’a Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gitti ama El Sadr’ı garanti konusunda ikna edemedi, döndüğü zaman da “iyi şeyler olacak” demişti. İşte Abdullah Gül’ ün iyi şey’i bu idi, sanıyorum herkes de bunu anladı.
El Sadr 2 Mayıs günü Ankara’da şanına yakışır bir şekilde en üst diplomasi kuralları çerçevesinde karşılandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayıp Erdoğan tarafından ayrı, ayrı kabul edildi. El Sadr buradan İstanbul’a geçti, kendisine ayrılan Conrad Otel’e yerleşti. Burada dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 70 taraftarıyla bir toplantı yaptı. Aynı saatlerde, NATO Donanma Komutanları Zirvesine katılan ABD donanma amirallerinin de burada olması, işin diğer ince bir yanı.
Burası; yeni sevgilisinin kolunda, eski sevgilisine kur yapan zevzek sevgiliye benziyor. Bence senaryo biraz fazla sırıtıyor.
2003 Yılında ABD Irak’a girdiği günden beri, Mehdi Ordusu adıyla kurduğu yeraltı illegal ordusuyla, özellikle ABD’nin yanında olan diğer Şii’lere karşı mücadele ediyor. Bu güne kadar başta Hz. Ali türbesi, İmam Hüseyin ve İmam Zeynel Abdin türbeleri başta olmak üzere, Şii’lerce kutsal sayılan bir çok yere bombalı saldırılarda bulundu ve bu olaylarda yüz binlerce suçsuz mazlum insan yaşamını yitirdi.
El Sadr ABD’nin en çok arananlar listesinde Usame Bin Ladin’ den sonra, ikinci sırada bulunuyor. Ayrıca El Sadr’ın, Usame Bin Ladin ile de yakın ilişki içerisinde olduğu da biliniyor.
Peki neden Ankara Erbakan Hoca’yı kurye olarak gönderip, El Sadr’ı davet etti? Yoksa Ankara bu davetle başını belaya mı soktu?
Elbette ki bu soruların muhatabı Ankara, onlar ne yaptıklarını bilirler. Çünkü daha önce de Hamas’ın lideri İsmail Hani’yi Ankara’ya davet etmişlerdi. O davette beklediklerini almış olmalılar ki şimdi de El Sadr’ı davet ettiler. Hamas lideri İsmail Hani Ankara’ya geldiği zaman, bazı yorumcular onunla ilgilenmişlerdi, olumlu veya olumsuz görüşlerini belirtmişlerdi, ama El Sadr ile ilgili herkes sağır ve dilsizdi. Bu da gösteriyor ki El Sadr’ın gelişi sıradan bir geliş değil. Hem de ne geliş, bütün dünyaya ilan edercesine.
El Sadr’ı direnişçi olarak gören sol da, ortalıkta yoktu. Şahsen ben bunların Conrad Otel’de hiç olmasa Direnişçi El Sadr’a bir deste gül vereceklerini düşünüyordum, ama onlar da ortalıkta yoktu. Hayret doğrusu niye El Sadr’ı böyle yalnız bıraktılar?
Tamam Barak Obama Ankara’ya geldi, azınlık haklarını tanıyın talimatını verdi gitti, herkes buna kızdı. Obama bununla kalmadı, 24 Nisan’da yaptığı konuşmada, Ermenice soykırım anlamına gelen, büyük felaket sözcüğünü kullandı, herkes buna da kızdı. Peki bunun rövanşı olarak, El Sadr’ı Ankara’ya davet etmek gerekiyor muydu?
Bunun rövanşı bu olamaz. Yoksa Ankara, ABD’yi PKK ile ilişki kurmaya mı zorluyor? Katırın doğuracağına inanın da bunun gerçekleşeceğine inanmayın, çünkü ABD küçük hesapların devleti değil. Bu tür küçük hesapları ciddiye almaz çantasına kor saklar. Zaten Ortadoğu’nun kronikleşmiş dev sorunları, bu tür küçük hesapların sorunu değil.
Ankara şimdiye kadar Irak’taki Sünni Arapları destekliyordu, El Sadr da Sünni Araplarla beraber hareket ediyor, bu birlikteliği dünya aleme ilan etmenin gerekçesi ne olabilir?
Yoksa Ankara batıya sırtını mı döndü?
Bu da mümkün değil. Irak’ta güçlü bir El Sadr’ı Irak’ta ki diğer Şii Araplar da istemez. İran’ın elini güçlendireceği için, diğer bütün Arap’lar da rahatsız olacaklar, öyleyse bu yoğurt maya tutmaz.
Tutmayacağını Ankara da biliyor ya tutarsa umudu var. Çünkü Ankara soğuk savaş döneminde, bu tür oyunları oynadı ve tuttu. Soğuk savaş döneminin sona erdiğini unutmamak gerekiyor. Bölgede hızla silahlanan İran, yakında atom başlıklı füzelere de sahip olursa, bütün bölge ülkeleri için büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu durumda büyük bir risk altında olan İsrail buna seyirci kalamaz. Bu nedenlerden dolayı, Ortadoğu batının en büyük risk alanıdır. Batının onaylamadığı değişikliklerin olması imkansız gibi görünüyor. Ankara’nın İran ve Şii lider El Sadr ittifakının yanında yer aldığı görüntüsü bile batıyı rahatsız eder.
Başta ergenekon terör örgütü yandaşları ve bazı sol çevrelerin hoşuna gitse de Türkiye böylesi köklü bir siyasi değişime asla müsait değil. Başta iş çevreleri ve ekonomi uzmanları bunu çok iyi biliyorlar. Bu gün Türkiye uluslararası risk sigortası kapsamında bile değil. Yurtdışında iş yapan çevreler, büyük zorluklar yaşıyorlar. Birleşmiş Milletlere üye bütün ülkeler, bu sigorta kapsamında olmasına rağmen, Türkiye bu kapsama alınmıyor. Çünkü Türkiye’nin doğusunda 25 yıldan beri, bitmez tükenmez bir savaş devam ediyor. Dünyada 25 yıl süre ile vatandaşına karşı savaş yürüten tek ülke Türkiye’dir. İşte bu nedenden dolayı Türkiye uluslararası sigorta riski ambargosu altındadır. Sadece vize değil, bu da iş adamları için çok önemli bir sorundur. Ankara batının dışladığı Şii cepesinde yer alarak bu sorunlarını çözemiyeceği gibi, daha da karmaşık hale getirecektir. Zaten İran yayılmacılığından rahatsız olan diğer Arap ülkeleri, böyle bir cepenin oluşmasından rahatsız olacaklardır.
Görüldüğü kadarıyla; bunların hepsi hala Ankara Kürd sorununu kendi yöntemiyle çözmeye çalışıyor. Ankara bir asırdan beri Kürd sorununu kışla mantığı ile çözmeye çalışıyor. Peki öyleyse kışladaki yetkililere sormak gerekiyor, 25 yıldan beri, 4000 köy yakıldı, 4 milyon Kürd göçürüldü, 50 Bin insan yaşamını yitirdi, bu iş için 300 Milyar Dolar para harcandı, bunun karşılığı olarak ne kazanıldı? Öyleyse Kürd sorununun çözümünde, Ankara ezberini bozmak mecburiyetinde, başkaca da çaresi yoktur. İllede odunum dersen, sonunda odun da bulamazsın, sobayı da yakmayınca soğuktan donarsın. Batı ile fazla oynamamak lazım, bunlar kızar da omuzunu çekerlerse, bir günde Türkiye ekonomisini enkaza dönüştürebilirler. Bu enkazın altında kimin kalacağı da belli değil. Geçmişte Ecevit kalmıştı.
Bölgenin önemi nedeniyle, uluslararası sermaye, bölgede bağımsız bir Kürdistan istiyor, öyleyse bu da gerçekleşecektir. Çünkü dünyada bu kural şimdiye kadar hiç değişmedi, bundan sonra da değişmeyecek. Hamas liderini, Mehti ordularının başkomutanı, Şii lider El Sadr ile ara kesti oynamanın hiçbir yararı yoktur. Ankara güneyindeki Kürd devletiyle siyasi ilişki kurmalı, kendi Kürd’lerine; Kıbrıs’taki Türkler için talep ettiği hakları tanımalı, batı ile ilişkilerini yeniden düzene sokmalı, AB üyeliğini hedefine koymalı. Ülkenin ve insanların selameti için bunlar şart.
Bütün dünyanın dışladığı bir insandan medet ummak çare değil. Bunu görmeyenler için diyeceğimiz yoktur.
Ancak “Türkiye seninle gurur duyuyor, Mukteda El Sadr” diyebiliriz.
Mayıs 2009 |