Ozan Şêxo'nun yeni albümü LI EZMANAN HEZKIRIN (UZAYDA SEVI) Kasım ayında sevenleriyle buluştu. DEVSAN Kasetçilik tarafından piyasaya çıkan albümün sahibi Ozan Şêxo Semsur`un (Adıyaman) Serê Golé (Gölbaşı) ilçesine bağlı küçük bir mezradan. Bu mezranın adı bile dikkat çekici: KERALMAZ. Dağıtıma kısa bir süre önce DEVSAN Kasetçilik tarafından sunulan yeni albümü ile ilgili konuşuyoruz Şéxo ile... Bu albümden ve hazırlık sürecinden şu şekilde bahsediyor Ozan Şêxo:
ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DEMLENMİŞ BİR MÜZİK
''Albüm ''Kardeş Türküler'' müzik grubundan ayrılan iki değerli sanatçı Ozan Emrah Aksoy ve Soner Akalın ile birlikte gerçekleşti. Kürtçe ve Türkçe'ye ilk kez aynı payı verdim seçtiğim eserlerde. Neden bu iki dil dersek şu şekilde açıklayabilirim size:
Müzikal kimliğimi oluşturan bölge ağzı, gırtlağı ve kulağı Maraş - Adıyaman - Malatya üçgenine ait. Ben bu bölgeyi ''Şeytan Üçgeni'' diye adlandırıyorum ve bu üçgende her iki dil birbirine karışabilecek en iyi şekilde karışmıştır. Özellikle şarkı ve türkülerde, ağıtlarda yani müzik kültüründe iç içedir. Bunun bir diğer adı da Kürtçe'nin asimile olma gerçeğidir. Çocukluk ve gençlik yıllarımda bu bölgenin şarkıları hamurumu olusturdu. Böylece bölgesellikten evrenselliğe (tersi değil) giden yolu gecikmeli olarak keşfettiğimi özeleştirim olarak hemen belirteyim..
Albümün piyasaya çıkmısının üzerinden henüz dört hafta geçti ve bu kısa sürede bana özellikle Elbistan-Pazarcık-Adıyaman yörelerinden ulaşan yorum ve haberler bu seçeneğin çok yerinde olduğunu göstermektedir.
Hem Kürdistan'da hemde Türkiye'de gelişen, kısmen olumlu gelişmeler içerik olarak Türkçe’ yi de seçmeme engel olmadı. Vermek istediğim mesajın en iyi verildiği dil hangisiyle veriliyorsa onu tercih ettim ve bu iki dilden oluşan bir sentez ( ya da şarkıların bacı-kardeşliği) çıktı ortaya.
Sürgünde geliştirebildiğim güzel Kürtçemizle Türk dinleyicilere kürtçe; Türkiye'nin kuzey Kürtleri için de hiçte yabancısı olmadıkları bir dil olarak türkçe seslendim.
Ayrıca Alevi bir sanatçı olarak bu kimliğime de ödemem gereken borçlar olduğunu düşünüyorum. Biri Kürtçe, diğeri ise Türkçe olmak üzere bu borcu iki eserle ödemeye çalıştım. '' Kısaca şarkı ve türküler peşinden sürükledi beni; onların yolunu kesmek basit olmuyor ''..
İKİ KÜLTÜRÜN SENTEZİ ŞARKILAR
Evet iki dil ve iki ayrı kültürün sentezi ile yoğrulan bir albüm. Ozan Şêxo albümünü içerik, konsept ve tarz olarak üç ayrı süreç olarak ele alıyor ve bu şekilde oluştuğunu da ekliyor:
Bunların birincisi gençlik dönemi (ülkemi terk edinceye kadar geçen süre), ikincisi avrupaya geldikten sonra politik içeriğin ağırlık kazandığı dönem ve son olarak da insan ve insani değerlerin en üst derecede olduğu , felsefe, sevgi ve ruhani konuların işlendiği süreç. Sanatçı bu süreçle ilgili olarak şunları ekliyor; '' Urartu inancına göre bir savaşçısının mezarına, onun ömrü boyunca etkilendiği, karşısında yer aldığı savaşçılar ve etkilendigi bilgeler bir çember halinde işlenirmiş, ben de bundan yola çıkarak beni birey ve sanatçı olarak etkileyen, şahsiyet ve değerleri yukarıda anlattığım üç bölümde vermeye çalıştım ve bu imgeler albüm kapağına olabildiğince yansıtıldı.
Albüme baktığımızda ise, bol ritimli ve vokallerin bol olduğu şarkıların yanında, otantik olarak işlenmiş şarkılar, uzun havalar da mevcut. Yormadan, çok uzaklara ve içindeki en yakın yerlere götüren; bir daha-bir daha dinleyeyim cinsinden sıra sıra şarkılar ve türküler…
Albümdeki ilk eser LI EZMANAN HEZKIRIN ve aynı zamanda albümün adını taşıyor. En azından yaşadığımız dünyada akla gelmeyecek bir belirleme ve fikir. Sözleri ve müziği Ozan Şêxo`ya ait olan bu eserde dinleyici gönülden sevmeye davet ediliyor. Gönülden sevebilmek için Şêxo uzaya kadar uzanma gereği duymuş; neden? Albümü dinleyerek sözlerde ve müzikte cevabı bulmak büyük bir heyecan ve merak uyandırıyor.
Albümde Şark ve batı müziğinin sentezini işleyen iki şarkının yanında sözleri Kürtlerin yakın çagdaki en degerli şairi Cegerxwine ait üç eser, sözleri Ozan Şêxo'ya ait beş eser , Aşık Meluli' ye ait bir şiir ve kaynağı Narlı' nın bir köyünden olan Kul Mamoş adlı mahalli bir sanatçıya ait iki eser bulunmakta...
Albümde Şivan Perwer'in de katkısını görüyoruz. Şarkının bir bölümünde Şivan Perwer bir dörtlükle, sesiyle soluğuyla güzel bir renk katmış.. Baba, ana ve ülkesini işlediği bir şarkıda ise babasının sesini kullanan Ozan Şêxo köklerimize dönmenin zorunluğunu sorguluyor.
TANK SESLERİNİN AYYUKA ÇIKTIĞI BİR ANDA BEN TEYBİME GİZLİCE ŞARKILAR OKUYORDUM.
Ozan '' cuntanın ve ardından Almanya'nın ayak seslerini duyarcasına 1977 yazında bir köşeye çekilip o güne kadar yaptığım şarkılarımı bir teybe okumuştum '' diyor ve bu kasetten bir şarkının başını kullanarak ardından sürgüne çıkarken sevdiklerinden ayrılmanın biyografisini işlediği bir şarkıyla da gençlikte tufana uğramamış sevgisini seslendiriyor... Eski sesi ve yeni sesini bu şarkıda ard arda kullanan sanatçı, otantik ve batı birleşimi bir atmosfer yaratmakta…
Ozan, sanat - sanatçı konusuna yönelik soruyu şöyle yanıtlıyor: '' Bu konu bana göre sanatın Kürdistan' da ve Türkiye' de onu icra edenler ve tüketenler tarafından ne olarak görüldüğünü içeren can alıcı bir tartışmadır. Kürtlerin kendi dillerine ne kadar değer verdikleri sorusuyla ilgilidir. Türklerin sanatı ve kültürü kayıtsız - şartsız ve ön yargısız içlerine ve ruhlarına sindirip sindirimedikleriyle ilgilidir. Bir şarkının benim için (ve her sanatçı için böyle olduğunu düşünüyorum) kendi çocuğundan farkı yoktur. Kürt olsun Türk olsun şarkıları bu zihniyetle yüreğinde hisseden insanların duruşuyla ilgilidir. Bir albümün sahtesini (korsan) yeğleyen tüketiciye sahte sanatçılar (günlük, mevsimlik, kopyacı) içi tümden boşaltılmış sahte yapıtları sunarlar. Görüldüğü gibi her taraf ayrı ayrı muhataptır bu çemberde ve ilk etapta sanatçı sırattan geçmek zorundadır.
Şu ana kadar çıkan albümleri:
1.) HAWAR HAWAR : 1979 Almanya – kendi Produksiyonu
2.) JI BO BÎRANINA CEGERXWÎN : 1985 Almanya – kendi Prod.
3.) PRANGALAR : 1994 Almanya – kendi Prod.
4.) POESIE DER WURZELN : 1995 Almanya – kendi Prod. (Almanca şiir ve anlatim; kürtce-türkce müzik)
5.) DENGÊ AXÊ : 2002 Istanbul – Kalan Müzik
6.) LI EZMANAN HEZKIRIN : 2005 ISTANBUL – DEVSAN Kasetcilik
Bunların dışında SWR3 radyo kanalında 2002 Ekiminde yayınlanan DREI COWBOYS IN KURDİSTAN ( KÜRDİSTANDA ÜÇ KOVBOY ) bir çalışması vbulunuyor.
Ozan Şêxo 6. albümüyle büyük bir rüyasını gerçekleştirmiş bulunuyor. Evrensel ve bölgesel kültüre katkısını sonuçlandırmanın mutluluğunu yaşıyor ozan ...OZAN ŞÊXO KARTAL a aşağıdaki sorularımızı yönelttik. Bakın Ozan nasıl yanıtladı.
KÜRD TASAVUF MÜZİĞİ,
İŞTE BU BENİM TARZIM
Şéxo Kartal sanat çalışmalarına nasıl ve ne zaman başladı.?
11 nüfuslu bir köylü ailesinin sondan ikinci çocuğuyum. Sanat denirse lakin buna, henüz ilkokul yıllarımda hergün ders bitimi benim türkü söylememle son bulurdu. Daha sonraki yatıli okul döneminde bu yeni boyutlar kazandı. Bingöl ve Muş Liselerindeki yatili okul yıllarımda okul şenliklerinde bensiz program olmazdı nerdeyse. O zaman ben saz çalmasını henüz bilmiyordum. Ben söylerdim, çalabilenler bana eşlik ederdi. Işte o yıllarda Istanbuldan gelip Muş`ta saz kursları veren bazı saz sanatçıları bana plak doldurtmak için alip yaz tatilimde beni beraberinde Istanbula götürdüler. Ailemden habersiz giriştiğim bu iş başlamadan acılı bir biçimde son buldu. Bir köylü çocuğu okulunun yaz tatilinde kardeşleriyle tarlada bulunmalıydı - türkü söylemenin zamanı değildi!!!
BENİ AVRUPAYA ŞARKILARIM GETİRDİ
Yaz tatillerimde başkalarının sevmediği işi ben severek yapardım: Keçi ve koyun otlatırdım yaz tatillerimde. Iyi bir çoban olduğumu söylemem mümkün değil; en fazla roman okuduğum zaman çobanlık yaptığım tatil aylarıydı. Akşamları hayvanların sağılma saatinde tüm köylü köyün tek radyosundan ``sınırötesinden`` gelen sesleri dinlerdi. O dönemde Ayşe Şan, Meryem Xan, Cizreviler`i dinlediğimi sonradan öğrenecektim... Yüreğimin derinliklerinden geliyordu bu sesler, benim kendi ağzımdan olmasalar da... Işte o sesleri takip ede ede Aşık Mahzuni, Ihsani, Veysel ve o dönemin ozanlarını dinledim; türkülerini söyledim düğünlerde, dağlarda, derelerde. Ruhi Su`nun müziği ile tanışınca müzik yaşamı en doğru yazan destan oldu benim için...
Ardından 18`imde beni Avrupa`ya getirdi Türkülerim. Onlar bana halkımın elçisi olmamı şart koştular, ben bu görevi yürütme sorumluluğunu, zevkini ve gururunu taşıyorum. Avrupada Kürd kimliğimle binlerce yıl sonra buluşunca en derin kuyulardan süzülmüş suları keşfetmeye çalıştım. Kürdlerin en büyük şairi Cegeriğin`in taş, toprak, çarık ve kirmizi gülden örülü kuyularindan beslendim. Şıvan Perwer tüm Kürd ozanları gibi bana da anadilimin seslerini ustaca tattirdi elbet.
Eğer bir tarz olarak ifade edilecekse sizin müziğinizi hangi tarza koymak gerekir.?
KÜRT MÜZİĞİNDE BİR İLKE İMZA ATTIM
Ilk aşamada anlatacak çok derdimiz, sevdamız ve şikâyetimiz olduğundan birçok halk ozanı gibi anlatım (söz) ağırlıklı olmuştur şimdiye kadarki çalışmalarım. Son iki albümde söz ve müzikal renklilik terazisi eşitlendi denebilir. Popüler olmaktan ziyade sıradışı bir tarzım var. Kürd müziğinde bir ilk`e imza attığımı söyleyebilirim: Kürd taşavuf müziği çizgisini yakalamış durumdayım. Dünyevi olan kavgayı hemen herkes işliyor; son süreçte bakire kalmış yıldızlara kadar uzandım, oralara Kürd müziğini taşımaya çalışıyorum. Bir bakarsınız şeytan sırdaşım olur, bir bakarsınız feleğin ifadesini alırım, bir bakarsınız Tanrı misafirim olur... Dünya sorunları bir bakıma tekrardan ibaret geliyor bana…ve bir hayli de sahte ve kirli...
Kürt edebiyatında sürgünün derin izlerine rastlamak mümkün. Aynı izler müzikte de var mı.?
Ülkemi terkedeli tam 30 yıl geçti. Sanki henüz dün ayrılmışım gibi gelir bana. 30 yıl önce bıraktığım gibi değilse de taşı-toprağı rüyalarımda o zamanın ülkesi çadır kurmuştur. Top-tüfek, zelzele-tufan yıkamıyor bir türlü o çadırı. Almanyanın tüm soğuklarına ancak yüreğimin orta yerine oturttuğum o sonsuz seslerin sıcaklığı ile karşılık verebiliyorum. Birçok eserim işyeri ile ev arasında araba kullanırken filizlenmiştir. Bu bağlamda edebiyat-müzik emişmesi doğal bir süreçtir.
Şır ve beste konusundaki çalışmalarınız neler.?
Henüz 12`sinde idim ilk gurbet şırimi yazdım. 300`den fazla üç dilden (Türkçe, Almanca ve Kürdçe) yazdığım şırlerden bazılarını şimdiye değin ``piyasaya`` çikardiğim 6 kasete okudum. Iki yıl önce Isviçreli şair bir bayan şahsıma atfettiği bir kitabında Almanca yazdığım bazı hikayelere de yer verdi. 2008 sonunda yazdığım tüm şırleri ilk şır kitabım olarak yayımlamayı planladım.
Haklı bir eleştiri olarak gördüğüm bir konu sadece kendi yazdıklarımı bestelemek. Halk şarkılarını zevkle dinliyorum ancak onları söylemek repertuvarıma girmedi bir türlü.
Söz ya da müziği size ait olupta başka sanatçılar tarafından yorumlanmış eserleriniz var mı.?
Büyük şair Cegerixwin 1984`de vefat ettikten bir i sonra onun anısına, içinde onun kendi sesinden bir şırini de okuduğu bir kaset çalışmam oldu (JI BO BÎRANÎNA CEGERXWÎN). Üniversite yıllarımda hemen tümü Alman müzisyen arkadaşlarımla gerçekleşti bu çalışmam. Sadece bir eserin sözleri kendime ait olup diğer tüm şırler büyük şaire ait bu kasetteki üç bestemi KOMA DENGÊ AZADÎ adlı bir Kürd müzik grubu okudu - malesef burada beste sahibi olarak ismi-cismi bilinmeyen bir şahıs belirtildi. Özellikle Nızanım adlı eser grubu popüler yapmıştı. Ve aynı eserin türkçe sözlerle söylendiğini duyum olarak aldım. Ayrıca 1979 yılında yine Almanyada çıkardığım HAWAR HAWAR adlı ilk kasetimdeki aynı isimli eserin müziği olduğu gibi AGIRÊ JÎYAN grubu tarafından (Rahşanê) okundu. 2002`de Kalan Müzik`te çıkan DENGÊ AXÊ adlı albümün ilk eseri (Rabin Rabin) birçok sanatçı ve grup tarafından okunmakta..
Kürt müziğinin bu gün gelmiş olduğu düzey hakkında neler söylersiniz.?
YASAK OLAN HER ZAMAN GİZEMLİDİR
Bir çıkmazda olduğumuz kesin. Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu misali bir duygu tükenmişliği hakim. Oysa Kürdler henüz neyi elde edebildiler ki? Popülizm almış başını gidiyor. Kendini bu tür dalgalara kaptırmayan sanatçı yok diyebilirim. `Piyasa böyle gerektiriyor` söylemi çok ucuz bence. Böyle bir kültürden beslenenlerden destan ve lağik beklemek mümkün değil artık. Sanatçı ki hep provokatiftir, çıtayı yükseltendir, sınırları zorlayan-prangaları kırandır. Ondan ötesi sıradanlıktır.
Bunlara bir genel tespit olarak mevcut sistemin (Türkiye için) Kürd sanatçısına koyduğu engeller bir taraftan `sanatçının` popülistleşmesine engel olurken diğer taraftan onu daha da kamçılar. Yasak olan her zaman gizemlidir bilindiği gibi, onu bulmak için risk ve heyecan yasağa ayrı bir değer katar. Bu gerçeği medya genellikle kötüye kullanır, ancak benim bahsettiğim fabrika basımı seri mallar değil, bir defalıklardır. Sanatçı bunları yaratabilmeli, yoksa gerisi teferruattir.
Dengbêjlik bir kültür mirasıdır. Kuşaktan kuşağa evrilerek geldi. Hem edebiyata hemde müziğe önemli katkılar sunuyor ve kaynak oluşturuyor.Bu konuda neler söyleyeceksiniz.?
Kürdler varlıklarını dilleriyle getirebilmişlerdir bu güne kadar. Dillerini yaşatabilmelerindeki en güçlü faktör ise şarkilar, türküler, destanlar sayesinde mümkün olmuştur. Tüm yasak ve risklere karşın. Anaların ninnileri, ağıtlar, ülke ve sevda türküleri, yiğitlik türküleri, gurbet vs. Kürd yaşamının dilden dile dolaşan/dolaştırılan ve dolaştıkça yöreden yöreye farkli varyantlarını alan bir halk kültürü oluşmuştur. Her Kürd köyünde nerdeyse bir dengbêj bu onurlu görevi omuzlamıştır. Onlar anlattıklarıyla sadece bir dilin yaşamasını sağlamayıp tarihi, sosyal ve politik yaşamı, gelenekleri de beraberinde aktarmışlardır. Yoksa nereden bu güne kadar gelecekti Mem û Zin, Siyabend û Xecê, Evdalê Zeynike, Memê Alan ve daha birçok yöre destanı. Bir taraftan Kürdler üzerindeki imha politikası diğer taraftan eğitim olanaksızlıkları dengebêjliğin oluşmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Bu zengin ve köklü birikim günümüzde yokolmakla yüzyüzedir malesef. Bu da ciddi-ciddi Kürdlerin kimliklerine biçtikleri değerin acı bir işaretidir.
Kürtler bakımından bir word music oluştu mu . Bunun için ne yapmak gerekir.?
Kürdler malesef dünya ölçeğinde çoktan hakkettikleri yerde değiller. Nedeni iç ve dış kaynaklıdır. Bir bütün olarak dışarıdan Kürd varlığı baskı altında olduğu malüm. Ancak iç sebeplere de bakıldığında dilimiz, folklörümüz ve müziğimiz çok zengin olmasına karşın bu nokta yakalanmış değil. Özgür olma mücadelesi yürütülürken binlerce yılın birikimi kültürel değerler ne anlaşıldı ne de geliştirildi ve korundu. Tam tersine şoven sistemle olumsuklarda bir yarışa girildi. Özellikle Türk müziği ile arasındakı farklari bile kaybetme derecesine gelindi. Bu alanda köklü bir bilinçlenmenin yanısıra maddi olanakların seferber edilmesi ve sanatçıların çok daha geniş ufuklu olmaları zorunludur. Sanatçı aç da kalsa (bu biraz da yapılan işin doğasidir), toplumu yukarıya çekmeyi zorlayan olmalı- yoksa kendine hangi sebeple sanatçı diyebilir ki?
Kürtçe sözlü müzik yapıp hiç kürtçe bilmeyen sanatçılar var. Yorum ve telafuz bakımından kimi zaman müziŞŸi farklı akarlara götürdükleri de oluyor.Müzik ve dil ilişkisi hakkındaki görüşleriniz nelerdir.?
Yozlaşmaktır bunun tercümesi. Her dilin kendi melodisi vardır. O melodi ya beşikten itibaren duyduğunuz ninnilerden süzülüp gelmiş, hüclrelerinizi oluşturmuştur ya da değil. Elbette yabanci dillerden şarkı okumak doğaldır; ancak buradaki konu sadece çarpıklık, hırsızlık ve boş olmaktan başka bir şey değildir.
Kürt müzisyenlerinin yurt içi ve yurt dışı sorunları nelerdir.?
30 yıl önce ülkemi terkettiğimde onu hiç tanimiyordum desem pek yanliş olmaz. Bence diyasporanin sunduğu en büyük olanak budur. Ben ülkemle ve kültürümle en iyi diyasporada tanıştığımı anliyorum her geçen yıl. Icra edilen ürünlerin paylaşımı (dinleyicisi ile buluşması) konusunda biz dışarıda yaşayanların önünde büyük engeller olduğu kesin. Almanyada son yıllarda kurulan birçok TV kanalı sanat ve kültüre hizmet etmekten ziyade kültür ve sanatı daha hızlı ve daha ucuz yozlaştırma aracı durumunda. Sebepleri uzman kadro ve malzeme yokluğundan başlayip yöneten ve çalışan kişilerin yaşamın diğer alanlarında ne derece kültürlü olduğu ile ilintilidir. Haberciliğin bile uluslararası standartlarını uygulayamayan bir zihniyetten kültür ve sanat alanında beklentilerde bulunmak yerinde değil sanırım.
Dışarıdakiler çalışmalarını genellikle tüm zorluklara karşın Istanbulda gerçekleştiriyor. Işinin başinda olamaması, deyim yerinde ise, onu en kısa zamanda üçkâğıtçılarla zorunlu bir sofrada oturtuyor. Sanatçı olarak işe başlayan şahıs kurt olması gerektiğini anlıyor ama çok geç...
Yurtiçindekiler hakkında bir fikrim yok malesef. Sistemin dayattığı koşullardan elbette onlar da nasibi almaktadırlar.
|