Kültür ve Edebiyat alanında önemli çalışmaları
olan Mihemed Hemo'nun kimi sorunlara ilişkin görüşlerini
içeren bu röportajı, onun İstanbulu ziyareti sırasında
yaptık. Beğeneceğinizi umuyoruz.
|
Mihemed Hemo kimdir?

|
Mihemed Hemo 1961 yılında,
Suriye'de, Kürt illerinden olan Afrin'in Şıtka köyünde dünyaya geldi. Okul yaşamının
tamamı kendi köyünde ve Halep'te geçti. Hakkında
defalarca soruşturma açıld. Hemo, defalarca Suriye
rejimitarafından, tutuklandı,
işkence gördü. Ancak yurtsever demokrat kimliğinden
hiç ödün vermedi. Güneyde özgürlük rüzgarları esmeye
başladığında Süleymaniye'ye yerleşti.
Önce Süleymaniye Kütüphanesinde görev yaptı. Bu kütüphanenin Latin bölümünün oluşması
için, yoğun bir
çaba sarfetti. Bu çabalar sonunda, Kütüphanenin bu bölümü,
oluştu. Halen bu kütüphanede Latince bölüm sorumluluğunu
yürütmektedir. Sonrasında
ise, Kurd-Sat televizyonunda Kurmanci Lehçesi ile programlar
yapmaya başladı. Halen bu iki görevini sürdürüyor.
Evli ve dört çocuk babası olan Hemo'nun, yayınlanmış
onlarca makale ve araştırma yazısının
yanısıra, 3'ü şiir 2'si detiyatro alanında
olmak üzere 5 kitabı bulunmaktadır. Hemo, Kürtçe'den başka, Arapça ve Türkçe bliyor. Her iki alfabe ile,
okuyup yazabiliyor, ancak
kitapları, latin harfleri ile basılmıştır.
|
L. Epözdemir: Sayın Hemo,
İstanbula ne amaçla geldiniz? Amacınıza ne kadar
ulaşabildiniz?
M. Hemo: Türkiye'de son yıllarda Kürtlere bazı hakların
verildiğini duydum. Bunların neler olduğunu görmek
için İstanbul'da Kürt kurum ve kuruluşlarıyla görüşmek,
aydınlarla tanışmak, karşılıklı
işbirliğini güçlendirmek, Kürt kültür ve sanat dünyasına
zenginlik katan kişi ve kurumları yakından tanımak
ve onlarla karşılıklı görüş alışverişinde
bulunmak istedim. Türkiye'de, kültür, sanat ve edebiyat alanında,
Kürt sanat ve edebiyat çevreleri ile, gecikmiş olan bir diyalogun
kurulabilmesi ve bu kesimlerle aramızda bir kültürel alışveriş
köprüsünün kurulmasının koşullarını incelemek amacındayım.
Bu yüzden, bu konu ile ilgili
kişi ve kurumları,
tanıyıp, karşılıklı görüş
alışverişinde bulunmak maksadıyla geldim.
Ayrıca Kürt dergi ve gazete çevreleriyle görüşmek ve
Kürtlere ilişkin yayın yapan yayınevlerini ziyaret
edip kendileriyle tanışmak istedim. Gezdim ve çoğu
ile tanıştım. Gördüm ki, önemli ölçüde bir aydınlanma
birikimi var. Kürtlere
ilişkin çok sayıda kitap basılmış.
Yeterli olmasa da, bazı
dergi ve gazeteler yayınlanıyor. Bunu sevindirici buldum.
Son dönemlerde hükümetler Kürtlere ilişkin bir takım
olumlu adımlar atmışlar. Bunu gördüm. Bu sevindirici
bir durumdur.
Ben Süleymaniye'de kütüphanenin
latin harfleri bölümünün sorumlusuyum.
Kürtlere ilişkin Latin harfleriyle Türkçe ya da Kürtçe yayınlanmış
bir takım yayınları Kütüphanemize kazandırmak
istiyordum. Bunda başarılı da oldum. Buradaki tüm
çevrelerden yakın ilgi gördüm. Kendilerine teşekkür
ederim. Biz Kütüphanede bir Türkçe yayınlar bölümü de oluşturmak
isityoruz.
Her ne kadar bu gün, egemen
Türk rejimi Kürtllere karşı ön yargılı olsa
da, biz öyle düşünmüyoruz. Kürtler ve Türkler
komşudur. Birbirleriyle dostça geçinmelidirler. En azından
uzun yıllardır, öyle ya da böyle birlikte yaşamışız.
Bir çok ortak kültürel ve sosyal değerlerimiz oluşmuştur.
Kürtlerin büyük bir kısmı, müslüman. Türkler de müslüman. Yani dinsel
inançlarımız da, büyük ölçüde ortak. Bu yüzden de, diyorum
ki biz bir çok bakımdan birbirimize benzemekteyiz. Bu kadar
önemli ortak yanları olan, hatta aynı dinden olan iki
kardeş halkın, birbiri ile çok iyi dostluk ilişkisi
geliştirmesi gerekiyor. Ben kendi adıma böyle bir dostluktan
yanayım.
L:Epözdemir: Sizin cephenizden
bakıldığında, Türkiye'nin bu günkü manzarası
dışarıdan nasıl görünüyor.
M.Hemo: Türkiye, demokrasi ve hukuk
alanında önemli işler başardığı
halde Kürtlere ilişkin olan ve sistemden kaynaklanan kimi
sorunları hala gideremedi. Bu yüzden batı ile entegrasyonunu
da zaman zaman sıkıntıya sokup riske etmektedir.
Oysaki, bir Avrupa ülkesi olması hesabı ile, Türkiyenin,
ortadoğudaki öteki despot ve monarşik ülkelere nazaran,
daha demokratik ve daha çağdaş olması gerekmektedir.
Bu yönleri ile bölgedeki diktatörlükleri demokrasi ve hukukun
üstünlüğü ile insane hak ve özgürlükleri alanında etkilemesigerekirken,
onlara özenme, Türkiyeyi dış dünyada, yüceltmez. Türkiyede
demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için once Kürt
sorunun çözülmesi gerekir.
Bu sorun çözülmeden ülkeye
demokrasi gelmez. Demokrasi gelirse çözüm olur düşüncesi,
doğruları yansıtmıyor. Çünkü Kürt sorunu sisteme
ve üniter yapıya bağlı olan ve bu durumun değişmesini
gerektiren bir sorundur. Bugün Türkiye bölgede bir çok kunuda,
örnek alınıyorsa Kürt sorunun çözümü konusunda da
u örnek tutumunu sergilemesi gerekmez mi. Kendisini Avrupanın
bir parçası olarak gören, hatta Avrupa Birliğine girmek
için kırk yıldır bekleyen bir ülke, Kürt sorunu
gibi ciddi bir sorunu çözmeden emellerine ulaşabilir mi.
Ben ulaşamaz diyorum.
L. Epözdemir:
Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır gezisinde yaptığı
konuşmanın yankıları, uzunca bir dönem sürdü.
Siz Başbakan Erdoğan'ın Kürtlere ilişkin açıklamalarını
nasıl buluyorsunuz?
M.Hemo: Bir politik çevreye bağlı
değilim. Kültür işçisiyim. Bir kültür ve sanat insanı
olarak şunları söyleyebilirim: İnancıma göre
Erdoğan'ın konuşması cesur bir çıkıştır.
Umarım Erdoğan söylediklerini hayata geçirir. Osmanlılar
döneminde din insanların gözünü kör etmişti. M. Kemal
çağdaş bir devlet oluşturmak istedi ancak mutlak
doğru insan yoktur. Peygamberler bile projelerini doğru
dürüst icra edemediler. Etniseler konusunda bilerek ya da bilmeyerek
birçok yanlışlar yapıldı.
İzlenen Kürt politikaları
Türkiye Cumhuruyeti'ni sıkıntıya soktu. Türkiye'nin
önünü kapadı, gelişmesini önledi. Eğer Mustafa
Kemal Avrupa gözlüğü ile Türkiye'deki halklar ve uluslar
sorununa bakabilseydi-Örneğin İsviçre gibi- bugun Türkiye
de, İsviçre düzeyinde gelişmiş bir ülke olurdu.
Türkiye Ortadoğu'nun İsviçre'si olabilirdi. Mustafa
Kemal de, Ortadoğu'nun tek örnek kişisi olurdu. Atatürk
çağdaş ve demokrat bir anlayışla Türkiyede
etnik ve ulusal sorunlara bir çözüm getirseydi, çok daha büyük
bir hizmet yapmış olacaktı. Ancak M. Kemal tüm bu sorunları çözmedi.
Sorunlar bugüne dek uzandı. Bir çok tatsız olay da oldu.
Türkiye Cumhuriyeti bu sorunlardan ötürü sıkıntılar
yaşadı. Tüm bunlar olmamış olsaydı Türkiye
Ortadoğu'nun önemli, güvenli bir ülkesi olabilirdi.
Örneğin, ABD birçok
eyaletten oluştuğu halde bugün tüm dünyaya egemen olmuş
durumdaTayıb Erdoğan söylediklerinin arkasında
durup, gereğini yaparsa bu önemli bir dönüm noktası
olur. Yılardır başarılamamış
önemli bir konunun çözülerek halkların ciddi sıkıntılarının
bertaraf edilmesi gerçekleşmiş olur. Belki Türk halkı
bugün, son konuşmasından dolayı, Erdoğan'a
öfkeleniyor ancak gelecekte Erdoğan'ın doğru yolda
olduğuna kanaat getirecekdir. Türk halkı 80 yıldır
resmi anlayışa güvenmiş, inanmış ancak
bu anlayış Türkiye'ye nefes aldırmamıştır.
L. Epözdemir: Erdoğan bu
konuda sizce ne kadar samimidir?
M. Hemo: Bu konuda birşey söyleyemem.
Herşeyi zaman gösterecek. Başbakanın Diyarbakır'da
Kürt sorunu vardır demesi bence önemlidir. Başbakan
cesur davrandı. Erdoğan'dan önceki Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı, kimi yayın organlarında "Korkarım
ben ölmeden bir Kürdistan oluşur" diye söze giriyordu. Bu
yüzden Erdoğan'ı cesaretinden ötürü kutlamak ve bu konularda
-Kürt sorunu, insan hakları, özgürlükler-
Erdoğan'a destek olmak Kürtlerin görevidir. Eğer
Erdoğan sözünde durup Türkiye'de Kürt sorununa çözüm getirirse
bu isabetli olur.
Ama bundan kaçınırsa
Ortadoğu'da, bir çok yerde olduğu gibi,Türkiyede de,
bu sorunu çözmek için farklı yollar ve yöntemler elzem hale
gelecektir. Bu yüzden
Türkiye'de Kürt sorunun adil ve demoktarik yollarla çözülmesini
ben dahil olmak üzere birçok Kürt arzu ediyor
L. Epözdemir: Gelecekte bağımsız
birleşik bir Kürdistan devletinin kurulabileceğine inanıyor
musunuz?
M. Hemo: Evet. Büyük Ortadoğu
Projesi'nde mevcut sınırların değişmesi
öngörülüyor. Bölge devletleri Kürtlere ilişkin sorunlara
çözüm getirmekte bir sıkıntı yaşarlarsa o
zaman Kürtler kendi hakları için
Dünya kamuoyuna ve demokrasi güçlerine
sığınıp haklarını isteyeceklerdir.
Bu durumda, kimsenin öfkelenme hakkı
olmaz kanısındayım. Bu gün, her parçada Kürtlerin
lehine olan birlikte, özgür ve
eşit koşullarda, demokratik federasyonların
oluşmasıdır. Kürtlerin kendi bağımsız
ve birleşmiş devletlerini kurmasından daha doğal
bir hak olamaz. Özgürlüğün bir yolu federasyon ise, bir öteki
yolu da hiç kuşkusuz bağımsız devlettir. Şayet
bölge ülkeleri demokratik federal yönetimlere olur vermez ise,
o zaman da Kürtler zorunlu olarak ayrılıp devletlerini
kurmak isteyeceklerdir ki bu ilgili devletleri de sarsacaktır.
Kaldı ki, küresel yakınlaşma ve globalizm çağındayız.
Kıtalar arası yakınlaşma, hatta ülkeler arası
birlik sürecini yaşayan dünyamızda, halklararası
diyalog ve hoşgörünün, bölgemizde de, tesis edilmesi bir
zorunluluktur.