“Günlerim ay gibi, yıl gibi geçiyor” diyor
Evinden, damından, köyünden gayri
“Toprağımızı da yaktılar” diyen
İşkencede kaybettiği eşinden sonra
30’unda 7 çocukla
Dul kalan
Ve savaş yellerince İstanbul’a savrulan
Ve 40’ında gül yüzünde hüzün bulutları
Çadır açmış Leyla...
“Nasıl anlatmalı seni” Leyla
İstanbul hamfendilerine, beylerine
Tarlabaşı ile İstiklal Caddesi bir atımlık mesafe
Ulaşmaz hawarın yine de
İstiklal caddesindeki cafelere
İstanbul duymaz
Beyoğlu tınmaz
Yankısın vurur Mardin’e
İşte böyle bir şey olsa gerek
Sahipsizlik ve kimsesizlik
“Avukatsız halk Kürtler” diyen
Sanki seni anlatmış Leyla
Meramına tercüman olmuş
Yine de takmayız biz
Çünkü herbirimiz bir mîr
Bey ve paşa
Biraz da bundandır Leyla Xan
Ulaşmaz çığlığın köşe başına
Dokuz metrekarede
Nasıl yaşar sekiz can
Kimse bilmez
“Çocuklarım özentiden dolayı hırsız olmadan
dağıma, taşıma dönem” diyen seni
Hangi dili konuşursan konuş
Hiç kimse anlamaz
Çünkü biz
El aşığıyız Leyla Xan
Çünkü biz
Bizden olanı sevmez
Elin boş tenekesini baş tacı yaparız
Çünkü biz
İş değil
Laf ustalarıyız Leyla Xan
Çünkü biz
30 yıldır aynı nakaratı tekrarlayan
“Elitleriyiz” bu toplumun
Biz topluma
Toplum bize ırak, ne gam
Dokuz metrekarede sekiz can
Oturup kalkmadık
Yiyip içmedik
Yellenip temizlenmedik Leyla Xan
Sen tüm bunları yaşamdan
Biz ise kitaplardan öğrendik
Sen bize
Biz sana yabancıyız Leyla
Ne lafların dokunur
Ne gözbebeklerindeki oklar isabet eder bize
Her gözyaşını
Sevinç gözyaşı sandığımızdan
Derimiz diken diken olmaz
Sol mememizin altındaki volkan
Lavların saçmaz
Her duyduğumuzda Leyla’yı
“Çon ciwane Leyla” gelir aklımıza
Ve gelmez aklımıza
Her Leyla’nın ayrı bir hikayesin olduğu
Kasım’ın kızı Leyla
Botanlı Leyla gibi mesela...
Güneş şavkını vurmaz
Ay saklar gül yüzünü
Kutup Yıldızı utanır
Yol göstermez Leyla’ya
Çünkü bilir ki
Çıkılmaz yolculuğa sahipsiz
Ve “kırar boynunu yürür”
Başka mevsimlere
Bêkes im, bêçar im,
Bêteqat û bêhal im Leyla
Başına yazma
Yoluna ışık
Ayağına papuç olaydım Leyla...
|