Turnalar,
Eskisi kadar
Süzülüp uçmuyorsa artık
Dağlara sinen barut kokusu,
Burun direklerini yaraladığındandır,
Şimdi göklerde süzülüyor
Onlarca havan mermisi,
Sormayın hiç
Anakaramız
Tıpkı bir mayın cehhennemi,
Otlar boy vermiyor nicedir
Mercimek biten tarlalarda,
ve
Aletler çalışıyor durmadan,
Bir de el övünebilse ardından,
Bir düşün
nasıl keyif alırdık yaşamdan.
Ve artık,
Ne güzel olurdu dünya..
Taş eriten sabır
Demiri eritmeye
Yüreğe su serpmeye
Kadir değil anlaşılan..
Morfin kesmiyor artık içteki yarayı
Belli ki kanama derinden
Bizi birbirimize bağlayan
kardeşlik denilen urgan
Koptu kopacak bu yüzden,
en ince yerinden
ateş açılmasaydı hiç
kesilsin diye nalınlar yükselmezdi hep,
erk tutsun diye
uzatsaydı ellerini,
sıcaklığı ısıtabilirdi belki
yürekleri,
lakin
sessizliğe hasret kaldı gök kubbe
yıldızlar
kan ağlıyor
demir yığını topların esaretinden,
inanmak istemediler, kimbilir
ya da işlerine böyle geldi,
belki de
anlatamadık bizde,
yeterince
mürekkep yalamış dillerimizle,
ki kurşun öfke saçar,
öc alma duygusu bırakır düştüğü yere,
yapmayın beyler, efendiler
zaman
her derde devadır dedik
ama dinlemediler,
dinletemedik
sesimiz kurşun seslerine üstün gelemedi,
adres sorsa da, sormasa da,
çiçekli basmalardan
süzülmeye dursun kan,
gayri
gözler yaş dilenir
kurumuş pınarlardan..
kesti bileklerini kaddim kent
kanamayı durdurmaya mecal kalmadan
ölüm gelip dayandı kapılarına…
Kırları çok sevenler
Çiçeklere hasret ölürler,
Çünkü onları
okşamaya zamanları olmamıştır,
Dağları ev edinmişler
Firaridir, yorgundur
Rüzgara bel bağlayanlar birde
Gönülden açmışlar yelkenleri
Rotası tayinli değildir çünkü gemilerinin
Sulara takılanlar
Bedenlerinden kan izlerini paklar
Ilk yaz gecelerinde ılık ve acı.
Ne varsa gönülleri ısıtan
Ipotek altında harab ve hüsran
Soludu mavi gök
Susturuldu çünkü ak güvercin
Barış için yeni bahisler gerek
Derken,
Savaş çaldı bir gece kapılarımızı,
Vurup nafakamızı aldı,
Kaysılarımız dalında kurudu,
Çiçekler boynu bükük,
Hakir görüldükçe adalet duygusu
Nefreti palazladı beyin
Yüzleri gül kokusuna biyan olanlar
Gider zulüm kusarlardı
Gül bahçelerine
Orda
Mezopotamyada,
Dicleye ve fırata aldırmadan,
Kırıldıkça gurur
Hüzne boğuldu umutlar
Yarınlar kimin belli değil,
Şarkıları hüzün kapladı
Ağlıyorlar hep bir ağızdan,
Bu şarkı
artık yarım kalacak
Bu yüzden koşar adım, gider
Yok eder gönülde,
Güzele dair her ne varsa,
Çığlık atıyor müfreze
Cephane az ötede
Müselsel olmak gerek cephede
Oysaki cephana dediğin
Beri tarftan cepten hane yapmaktır
Ve de doldurmaktır haneleri
kan ganimetlerinden,
Yoksa cephanedeki malzeme
Kokuşmaya bırakılmış
Bir yığın paslı demirdir
Barışın defterinde.
Ama gelgelelim ki şimdi
Işledikçe ışıldıyor demir,
Mazlum insan bedeninde,
Bu yüzden
Kırlangıçlar uçmadı tan atımlarında
Bomba yüklü uçaklar ürkmesin diye,
Keşke tersi olabilseydi
Yani uçaklar kuşları ürkütmeseydi,
Göğün mavisinde.
Postallar, değdiği arza kir bırakır
Rızasız bahçede gül derinmez çünkü,
Ve de
Kurşunlar değdiği yere kin elbet,
Sözüm onadır ki,
Barış isterken
ağır bedel ödersen,
o zaman anlarsın
zulmün kaç bin yıllık olduğunu..
Karneye bağlanmıştı her şey
Obalarda, köylerde,ordalarda
Dağ köylerinde
Ve yıl bindokuzyüz kırk değildi
Çay, şeker, ekmek ve helva,
Imzadan geçiyordu ekmek ve azık
Boğazdan geçmeden önce,
Ayağı çıplaktı dayım öldüğünde
Çünkü karnesi iptal bir aileydik
Onur uğruna savaştık diye..
Kırlarda Türkçe açtırıldıysa da Kardelen
Bu bir erken doğumdu ve
Dünyaya gelen
ömrü kıt bir bebekti,
Çünkü utanıyordu
Kürtçe kokan Berfin’den.
Dipsiz kuyulara revan olması gözyaşlarının
Bu yüzden.
Merhamet dilerken yürek namlulardan,
Kendini gözlerinin derinliğine gömdü
Ve çark
Durmadan döndü
Bir daha ve çok daha,
Gökler parçalı bulutlu,
Güneş görgü tespit tutanağı
Düzenleyen
Ateşten
Bir toptu
Bedenler yüzükoyun
Toprağa düştüğü zaman.
27 Haziran 2006
latifepozdemir@hotmail.com
|