Güncel bir konu olan "Ergenekon Terör Örgütü "iddianamesinde söz konusu örgütün kuruluşunun 1922 olarak yer alması aslında şaşrtıcı gelebilir. Ancak tarihsel bir bağ anlamında doğru bir tespittir. Bu dava aslında bir iktidar mücadelesi olarakta görülebilir. Ancak sistem içerisinde demokratik olmayan faliyetlerin ve teşkilatlanma çabalarının tüm bir cumhuriyet döneminde sürmesi olayının devletin savcısı tarafından, resmi söylev anlamında ortaya konması son derece önemlidir. Sol ve Sosyalislerin bu konudaki çekimserliği yerine kitlelere bu yapılanmaların tüm tarihi süreçleri anlatılarak , teşhiriedilerek, devlet bilincinin gelişmesi sağlanabilir. Bu nedenledirki bu teşkilatların ilham aldıkları ve esas olarak ideolojik etkisi itibari ile alt bileşenleri ile birlikte en önemli örgütlenme olan Ittihat ve Terrakiyi kısaca açıklamak gerekir.
Bilindiği üzere Anadolu'da verilen "Milli Mücadele'de"asker ve sivil eski Ittihat ve Terakki kadrolarının önderliği bilinen bir gerçektir. Kimdir bu kadrolar ve teşkilatları olan Ittihat ve Terakkiciler?
Balkanlar'da Bulgar, Sırp ve Rumlara karşı verilen Çete Savaşlarında, Trablusgarp'ta çöl savaşlarına katılmış1908'de Meşrutiyet'in ilanını gerçekleştirmişkadrolardan oluşmuştur il Ittihatçılar. 1918'li yıllarda 30-40 yaşlarında olan bu kadrolar, kişisel , sınıfsal , ulusal çok çeşitli çıkarlar ve hedefler doğrultusunda , pek çok faktörlerin etkisi ve yönlendirmesi ile Milli Mücadele' içerisinde yer almışlardır.
Bu örgüt 1907 de 17 şubesi ile Osmanlı devletinin egemen olduğu her yerde örgütlenmiştir. Imparatorluğun tüm yönetsel mekanizmalarında etkili ve yetkili bir şekilde konumlanmışlardır.
Örgütlülük düzeyini "esnaf, amele, spor, gençlık, kadın ve kültür dernekleri"vasıtasıyla genişkitlesel bağ düzeyine çıkartmış, Türkçülüğün ve Turancılığın ideolijik olarak yayılmasına öncülük etmiştir. 1906'da dördü asker altısı sivil olmak üzere on kişi tarafından kurulmuştur.
Bu örgütün yerel üyelerinin oluşturdukları birimlere" karakol" üyelerine ise "komitacı" ünvanları verilmiştir. Komitacılar için"Memleketin ve Milletin menfaati gerektirdiği zaman merhamet bilmez , yakmak lazımsa gözünü kırpmadan yakar, yıkmak gerekirse yıkar, kırar, döker!Taşüstünde taş, omuz üstünde kelle, bırakmaz!!. . . "Yemin ederek girilen , amaçları doğrultusunda silahlı mücadeleyi kabul eden, ihanet eden üyenin vurulacağı belirtilen cemiyetin tüm bu görevleri yerine getirebilecek ilave olarak"fedai"ler örgütü kurulmuştur. Örgütün her üyesi fedai olamazdı. "Fedailer bizzat genel merkez ya da onun güvendiği üyeler tarafından seçilip görevlendiriliyordu. "Fedailer örgütü "Cemiyet-i Hafiye "olarak anılmışve bizzat Talat Paşa tarafından bu örgütler yönetilmiştir. Bir tür milis gücü haline gelen ve içinde bir çok örgüt besleyen Ittihat ve Terraki Cemiyeti; Cemiyet yanlısı iktidarların güvenliğinin sağlandığı yasadışı milis güçleri olarak her süreçte yerini almıştır. Bu milis güçler "Milli Mücadele"döneminde de görevlerini "Milli heyacan"ölçüsünde sürdürmüşlerdir.
Cemiyetin en önemli örgütlü kollarından biride bu milis güçlerin içerisinde çıkartılan "Teşkilat-ı mahsusa" yapılanmasıdır. Bu teşkilat ta Manastır Ocağı olarak bilinen ve Meşrutiyet öncesinde "hafiyelerin temizlemesi"operasyonunda görev almışolan yapının devamı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Cemiyet'in(I. T)çete/milis ve fedai yapılanması ülkede açıkça yada gizli üst düzey devlet görevlilerini öldürmekten çekinmemiş, muhalif basın büroları basılmışyok edilmiştir. Anadolu'da farklı inanç ve farklı milliyetlerden yaşayan insanları tespit amacı ile Talat Paşa imzası ile tüm "Vilayetlere"gönderilen yazıda "köylere varıncaya kadar mülki teşkilatı gösterir bir harita ile köy ve kasabalardaki ahalinin milliyet esasına göre evvelce ve elyevm mevcud olan miktarlarını içeren cetvellerinbir an önce gönderilmesi "istenmiştir.
Aşair ve Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi adlı kurum etnisiteye ilişkin çalışmalar yapmıştır. Özellikle Türkleştirme politikası ile bu politikaların uygulanması için Ziya Gökalp başkanlığında bir "Ilmi Heyet"kurulmuştur. Etnik ayrıştırma ve sonra çözme politikaları yanında inanç farklılığına ilişkin de bu teşkilatlar çalışmalar yapmıştır. Kızılbaş ve Bektaşileri incelemek üzere Baha Said görevlendirilmiştir. Baha Said yapmış olduğu çalışmaları; Memleketimn iç yüzü: Anadolu'da gizli mabedler, Türkiye'de Alevi zümreleri, Sufiyan Süreği/Kızılbaşmeydanı... adı altında rapora bağlamıştır.
Bu süreçte ayrıca Bir Kominist olduğu bilinen eski Ittihatçı M. Zekeriya Sertel' de "Aşiretler, tarikatlar ve Aleviler incelemek üzere görevlendirilmiştir. "Buna benzer faliyetler çoğaltılabilir. Ortak proje olan Cumhuriyet Anadolu'da yaşayan tüm insanların tartışmasız kabul gördüğü ortak bir projenin adıdır. Cumhuriyet hesaplaşmak zorunda olduğu yapılarla günün şartları ve gerçekleri nedeniyle yad ideolojileri gereği hesaplaşamamıştır. Ittihatçılarla yeterince ve sonuç alıcı şekilde hesaplaşamayan Cumhuriyet ; Ittihatçılığın siyasal ve toplumsal mirasını devralmıştır. “Teşkilât-ı Mahsusa, Karakol ve benzeri Teşkilât’lardan kalan kadrolar , kendilerine devlette önemli yerler bulmuş, Ortak projeyi Cumhuriyet'iTürk Islam sentezli devlet ideolojili bir aygıta dönüştürmeye başlamışlardır.
Anadolu’nun farklı etnik ve inaçlı, çok-dinli , toplumsal farklılığının, zorla homojenleştirilmesi ve bu coğrafyanın bir ‘Türk yurdu’ yapılması süreci Ittihat ve Terakki'cilerin projesi olarak yaşam bulmuştur. Ismet Paşa ortak projeden vazgeçişlerini 22 Nisan 1925 tarihinde Türkocaklarında "Biz açıkça Milliyetçiyiz. Milliyetçilik bizi birleştiren tek nedendir. Türk çoğunluğun yanında diğer unsurların hiç bir etkisi yoktur. Her ne pahasına olursa olsun , ülkemizde yaşayanlarıTürkleştirecek , Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz. Vatana hizmet etmek isteyenlerin her şeyden önce Türk ve Türkçü olmalarını istiyoruz. "şeklinde yaptığı konuşmada nasıl bir devlete doğru gidileceği konusunda açıkça en yetkili ağızdan ifade edilmiştir.
Işte bu Ittahatçi anlayış, geçmişte olduğu gibi iktidarların gizli güçlerine, yeni komitacılara, karakolculara iktidarı koruma kollama görevleriyle devlet içinde örgütlenme olanaklarını sunmuştur. Bu "gerçek vatanseverlere"her yol mübah sayılmış, Toplumsal muhalefetin yükseldiği zamanlarda , muhalefetin bastırılması görevi verilmiştir. Aydınların, devrimcilerin , işçilerin kitlelerin . . . katledilmesi bu karanlık güçler vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir.
Tam bu noktada resmi olarak , devlet içinde çeteleşme kabul edilmişken, birçok faili mechul cinayetlerin , hayata dönüşoperasyonlarının, Sivasın Gazinin Susurluğun , . . . aydınlatılması ve en son olarakta 12 Eylül rejiminin yaptıklarının sorgulanması gerekmektedir. Sol adına bu zamana kadar "Ulusalcı"gazelleri okuyanlar ile sahte solcuların teşhir edimesinin zamanıdır.
Sonuç olarak ; bugün tartışılan "Ergenekon Terör Örgütü"Cumhuriyetin seksenbeşyıllık devlet sürecinde , hep var olmuş, devletin tercihini değiştirmemesi durumunda var olmaya devam edecektir. Binlerce yıldır birlikte üreten , paylaşan, kardeşlik duyguları ile bir arada ortak vatanda yaşayan halklar bu çeteler vasıtasıyla düşman edilmek istendi. Halkların deneyimi bu süreçte bu ayrışmaya izin vermedi. Ancak çok acil olarak halkların ortak yaşam koşulları, kardeşlik bağları yeniden inşaa edilmelidir. Özellikle en karanlık dönem olan Çiller dönemi sorgulanmaya zorlanmalıdır.
|